Şuanki Zaman: 01-07-2009, 11:45 AM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



*** ADNAN MENDERES'İN DRAMI
Yazar Mesaj
EDU-Guide for Education / Journalta
Dinleyici
*


Mesajlar: 7
Grup: Registered
Katılım: Jan 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
*** ADNAN MENDERES'İN DRAMI

17 Eylül...
'Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde ilk defa demokratik bir seçimle ve Türk milletinin yüksek iradesiyle göreve gelen ve 10 yıl gibi uzun bir süre memleketine hizmet eden, ancak insanlığa ve vatanseverliğe yakışmayacak bir şekilde muamele edilerek, çeşitli yöntemlerle işkence yapılan ve haksız bir kararla, iki bakanıyla beraber idam edilen, saygıdeğer başbakanımız merhum Adnan Menderes'i, eşi ve kendisi hakkında aşağıda yazılmış acı satırları yüreğim parçalanarak okurken, yine rahmetle anıyorum. Yazık, çok acı bir kayıp... Kendi vatanevladını ve bağrından gelen BAŞBAKAN'ını darağacına gönderen ve infazı alkişlayan bir zihniyet, Türkiye Cumhuriyeti'nin şanlı tarihindeki kara bir lekedir...'

Alp İçöz
Eğitimci Yazar ve Şair
2004

---------------------------------------------------------------------------------------------
(Aşağıdaki yazının aslına ve tamamına http://www.netpano.com/menderes2.html adresten ulaşabilirsiniz.)

PAZAR, EYLÜL 12, 2004
AYŞE SEVİM


Berin Menderes 1960 darbesine kadar belki de hayatının ilk bölümünü yaşamıştı. Daha çok mutluluk ve ihtişamla örülü bir ömür sürmüştü. Sağlıklı üç oğlu, milyonların hayranlığını kazanmış başarılı bir eşi vardı. Hayatında kimi kırgınlıkları barındırsa da bu yaşadıkları yaşayacakları yanında sevimli anıcıklar halini alıyordu. 1960 ihtilalinin ardından sürdürdüğü hayat bir kum saati gibi tersine çevrildi. Güzelikler teker teker kendini Berin Hanım´ın hayatından çıkardılar. Sırada Berin Menderes´i uzun uzun hırpalıyacak kara günler vardı. Berin Hanım yalnızlığa alışkın değildi.Yapılacak bütün işlerde, alınacak tüm kararlarda Adnan Menderes´e danışıyordu. Adnan Menderes´in yokluğu bir sürü mali işlerle, hukuksal konularla tek başına uğraşmasını gerekli kılmıştı. Hatta bundan duyduğu sıkıntıyı Adnan Bey´e yazdığı bir mektubunda `erkeksizlik ne kadar da zormuş´ diye belirtmişti. 27 Mayıs 1960 darbesinin ilk günlerinin ardından sıkıntılı anlar gelmeye başlamıştı. Berin Hanım çevresinde olan biteni şaşkınlıkla anlamaya çalışıyor eşi için de büyük endişe duyuyordu. 1 Haziran 1960 tarihli mektubunda eşine Vekalet Köşkünden çıkarıldıklarını haber veririken ne yapacağını bilemez bir hali vardı; .......
`
Menderes çiftinin birbirlerinden başka dostu kalmamıştı. 27 Mayıs öncesi destek veren eller, bir çift eldiven giyerek sıkılmadan kimlik değiştirmişlerdi. Birbirilerine yazdıkları mektuplardaki samimiyet, eski dostların samimiyetsizliğinin açtığı yaralara merhem olmaya çalışıyordu.

...........Mahkemeler sonuçlanmıştı. Anayasa Mahkemesi Adnan Menderes için idam talebinde bulunmuştu. Berin Hanım belki de ortamın aylardır süren gerginliğinden böyle bir sonucun çıkacağını tahmin ediyordu. Ama bu haberi duymak `tahmin´ etkisinin çok üzerinde bir etki yaptı kendisinde. Çünkü karar açıklanana değin bu ihtimal aklına gelse bile onu düşünmek istememiş kendisinden uzaklaştırmıştı. İdam kararı Berin Hanım´ı yıktı ama o bu durumda bile yapılması gereken en doğru şeyi yaptı ve mektuplarında eşine kuvvet vermeğe çalıştı.
`Hayatımda çok heyecanlı ızdıraplı günler yaşadım, amma dünkü günü ömrüm oldukça unutamayacağım. Gazetede, akıl havsalanın alamayacağı iddianameyi gördüğüm andaki hayret ve şaşkınlığımızı tariften acizim!.. Başına hiç beklenmedik bir anda müthiş bir darbe yiyen insan ne olursa, biz de Aydın´cığımla o haldeydik!.. Bizi o anımızda teselli edecek bir kimsemiz de yok. Allah´ın bir lutfu olacak. Yine kendi kendimi toplayabildim. Böyle bir iddianame hiç şüphesiz hukuk hakiminden varid olamaz, dedim kendi kendime. Yüksek Adalet Divanı mutlaka adilane bir karar vericek. Ve hiç şüphesiz bu beraat olacak!.. buna inanıyoruz aynı zamanda Allah´ın ilahi adaletine de sığınıyor ve güveniyoruz. İmanının kuvvetli olduğunu, metin ve sabırlı olacağını da biliyorum. Fakat bu yalnız halinde tek başına olduğun için de maneviyatının yüksek olması lazım. O halimde sana derhal yıldırım çektim. Büyük Allah bu çektiğimiz büyük ızdırapların mükafatını verecek, seni bize selametle kavuşturacak inşallah.´
`Gene bana teşekkür ediyor, minnetlerini söylüyorsun. Bir daha bunu tekrarlama rica ederim. Sana hayatım müddetince bağlandım, ölünceye kadar da seveceğim. Fakat ne kadar elimki sana her yazdığımı alamıyorsun, şu birkaç satırla teselli vermeye gayret ediyorum. Biraz olsun muvaffak oluyorsam, elem, ızdıraplı anlarında, mektuplarım oyalayabiliyorsa, benim için ne büyük bir teselli!.. Kısacık mektuplar diyorsun? Biliyorsun ki uzun yazmamak lazım, yoksa sana sabahtan akşama kadar sahifeler dolusu yazardım. Madem ki biraz olsun oyalanıyorsun...´

Berin Hanım ve Adnan Menderes her gün birbirlerine mektup yazıyorlardı. Ama Yassıada´daki keyfi uygulama belli ki ne Adnan Bey´in her mektubunu postaya atıyordu ne de Berin Hanım´ın ulaşan her mektubunu Adnan Bey´e iletiyorlardı. Adnan Menderes Yassıada´da bulunurken Berin Hanım´ın annesi vefat etmişti, büyük oğulları Yüksel yurd dışındaki görevinden merkeze gönderilmişti. Ortanca çocukları Mutlu ekonomik sebebler yüzünden Avrupa´da ki üniversite tahsilini üçüncü sınıftan yarım bırakmıştı. Berin Hanım´ın erkek kardeşi Samim Bey´i devlet erkenden emekliye ayırmıştı. Dostları Menderes ailesiyle ilişkilerini tehlikeye girmemek için kesmişti. Sıkıntılar sürüyor,mahkemeler devam ediyordu. Sona doğru her gün biraz daha yaklaşıyordu Menderes ailesi. Ağustos ayına girilmişti. Mahkeme sonucunun açıklanacağı 15 Eylül´e sadece bir ay vardı. Adnan Bey´in idam günü olan 17 Eylül´e de. Ağustos ayı mektuplarının tek ve en önemli konusu ise Yassıada´da yapılacak olan ikinci görüşmeydi. Menderes çifti birbirlerini o denli özlemişlerdi ki her an görüşme duygusunun heyecanını yaşıyorlardı. Berin Hanım belki de içten içe kendisi de haberdar olarak eşinin son kez yüzünü görecekti. 15 ay boyunca sadece yarım saat birbirlerini görmüşlerdi. Şimdi ikinci ve son bir fırsatları vardı.
`Cenab-ı Hak dualarımızı kabul etti. Allah´ın inayetiyle, Pazartesi sabahı seni göreceğiz!.. Bu sabahtan beri halimiz görülecek bir şey, delilere döndük!.. Allah razı olsun müsaade ve izin verenlerden. Ne yapacağımızı bilemiyor, hepimizden bir ses çıkıyor,oradan oraya sebebsiz gidip geliyoruz... Allah´a hem teşekkür ediyor, hem de daima böyle memnun etmesi,bizi feraha çıkarması sana kavuşturması için de dualar ediyorum. Sen de kimbilir ne kadar memnun olacaksın bu haberi alınca... Dün 12,13 bugun de 9 ve 10 tarihli mektuplarını aldım. Bir mektubu çok perişan yazdığımı söylüyorsun. Başka türlü olamama imkan ve ihtimal var mı Adnanım? Sana aksini yazsam inanır mısın ki? Evet bazen gayretle kendimi topluyorum. Fakat bazen de imkan bulamıyorum. Allah ömür versin üç yetişmiş erkek çocuk ve bütün evi yükü üzerimde. Maddi durumumuz malum. Sonra bunların hepsi bir yana, Allah hiç kimseyi bu hale koymasın. Üstüne titrediği, hayatından çok sevdiği kıymetli varlığın yardımına koşmamak ne büyük ıstırab Yarabbi!.. yine de Allah sabır veriyor aklımı kaybetmiyorum. Yarın Allah isterse İstanbul´a hareket edeceğiz. Sıhhat selametle pazartesiye seni kucaklamak nasip olur inşaaallah.´

Menderes çifti birbirlerini dokuz aydır görmüyordu. 21 Ağustos´taki görüşme gerçekleştiğinde hasretleri artık dayanılmaz bir hal almıştı. Menderes ailesi o gün tam olarak son kez bir araya geldiler. Adnan Menderes, Berin Hanım ve oğulları Yüksel, Mutlu ve Aydın. Bir saatlik bir mutluluğu doya doya yaşadılar.
`Buraya geldiğimizden beri her an artan heycan ve sabırsızlığımız seni görünceye kadar durmadan arttı. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyor, hiçbir surette teskin edemiyordum. Çocuklarda benden farksızdı. Nasıl motora bindik,nasıl adaya çıktık,odaya alındık bilemiyorum. Biraz sonra kapı açılıp da seni görünce çocuklarla beraber kışup sana nasıl sarıldık, nasıl kucaklaştık. Sen de bizi bağrına bastın. Güzel yüzünü ellerini öpmeye doyamıyorduk. Sen de yavrularımızın birini kucaklıyor, bırakıp diğerine srılıyor,öpüyor,öpüyordun! Büyük Allah´a çok şükür, müsaade verenlerden de Allah razı olsun. Bu kadar zamanlık hasretten sonra konuşacak bir şey bulamıyor,yalnız sevimli, güzel yüzünü doya doya görelim istiyorduk. Hele Mutlu... O bir saat nasıl çabuk geçti Yrabbi! Yüreklerimiz parçalanarak ayrılışımız, Allah kimseye böyle günler göstermesin. Rabbim sıhhat ve selametle seni bize kavuştursun inşaaallah.´

Ağustos ayının geçen her günü Menderes ailesi için hüzünlü sona atılan adımdı. Ama menderes çifti artık teselliyi devam eden zamanda değil geçmişte aramaya başlamıştı. Onların ortak ve güzel mazisi evliliklerinin sukunetli zamanları tahammül edebilmeleri için bir ilaç vazifesini görüyordu.
Görüşmemiz esnasında bana müşterek hayatımızın ilk günlerinden bahsetmen beni ta içimden sarstı. Benim de gözümün önünde hep o güzel günler sinema şeridi gibi geçiyor,canlanıyor... Karşıyaka´da bir gün arabamız çamura saplanmıştı. Bir türlü kurtaramadık, yürüyerek eve döndük,güldük,söyledik. Bir kere de çiftlikte anneciğimle beraber yine benzinimiz bitti ve komşu bir çiflikte akşam yemeği yedik. Hep tatlı hatıralar! Boğaz´da sandala biner karşı sahilden denize girerdik. Mutlu denizi ne kadar severdi. Bir iki gün hastalanmış deniz banyolarına götürememiştik. Sana hep ` Küçük oğlunuz yok, buranın neşesi kalmadı´ demişler. `Babacığım, ne olur artık denize gireyim,atıverin beni´ diye yalvarırdı. Ne olurdu Allah´ım hep o günlerimiz deva etseydi. Büyük Allah yine bize rahat, sakin günler nasip edecek. Dağdağalı hayatında çocuklarımızla olamadık. Torunlarına inşaallah ata binmesini, denizde yüzmesini, sporu sen gösterirsin. Yeter ki sıhhati koru Adnan´ım. Kavuşunca bu ızdıraplı günler hep unutulur inşaallah.´

15 Eylül´de mahkeme kararını verecekti. Bu tarih yaklaştıkça heyecan artıyordu. Berin Hanım eşine bu endişeli bekleyişte moral verebilmek için kalem ve keğıda sarılmıştı.
`Daima sabrın sonu selamet olmuştur. Allah kimseye böyle ızdırap böyle acı günler göstermesin. Fakat metin ve gayretli olmak lazım. İnşaallah sıhhat ve selametle kavuşacağız.zaman zaman Allah sevdiği kullarına böyle ızdırap veriyor işte. Hikmetinden sual aolmuyor. Fakat senin gibi müstesna, senin gibi iyi bir kimsenin bu kadar acı çekmesi, eşim olduğun için değil, iyi ve kusursuz olduğunu bildiğimden beni perişan ediyor. Adnan´ım sen Allah´a inanmış bir insansın. Onun dediğinden başka olmuyor. Biz de ona sığındık. İlahi adaletine güveniyoruz. Yüce Divan´ın senin hakkında hayırlı karar alacağına da içimizde bir his var!.. Sen kabahatsizsin çünkü. Büyük Allah selamete çıkaracak seni, bize kavuşturacak inşaalah. Bu intizar devresinin ne kadar güç olduğunu biliyoruz. Biz de senden farksızız Adnan´ım. Fakat metin olmaya gayret ediyoruz. Sen de sakin olmaya gayret et. Vicdanen müsterihsin çünkü.´

Sonunda Eylül ayı geldi. Geri sayım başlamıştı. 2 Eylül Menderes çiftinin evlilik yıldönümleriydi. Sonbaharda başladıkları evlilik hayatlarını 33 yıl sonra yine sonbaharda bitireceklerdi. Berin Hanın 2 Eylül tarhli mektubunda eşinin evlilik yıldönümünü son kez tebrik etti.
`Bugün iki Eylül. Seninle müşterek hayatımıza başladığımız mesud gün. Güzel Karşıyaka´mızın latif,ılık bir gününde rahmetli anneciğimiz, kardeşlerimiz ve iki şhidimizle sesiz, sedasız, alayişsiz nikah oluvermiştik!..gürültülü merasimlerden hoşlanmadığını söylediğin için ben de hemen senin istediğin gibi olsun demiştim. İşte o andan itibaren başlayan otuz üç senelik hayat arkadaşlığımızın tatlı,acı hatıraları sinema şeridi gibi gözümün önünden geçiyor. Durmadan gözümden yaşlar akıyor. Rabbim´den gelecek birçok seneleri birarada geçirmemizi niyaz ediyor, ve bu azaplı ızdıraplı günlerimize nihayet vermesini feraha çıkarmasını seni bize sıhhat selametle kavuşturmasını yalvarıyor,dualar ediyorum. Büyük Allah bu dualarımızı kabul eder inşaallah. En derin sevgi,hasret ve iştiyakla seni kucaklar,yüzünden, gözlerinden öperim canım Adnan´ım.´

Adnan Menderes´in eline son geçen mektup 10 Eyül tarihini taşıyordu. Bu mektup kendisine yarısı yırtılarak verilmişti. Eğer mektuplar elli kelimeyi geçerse yada mektuta sakıncalı bir yer(!) görülürse yırtılıyordu. İşte Adnan Bey eşinin el yazısısı son kez yırtılmış bir mektupta gördü. Ölümüne birkaç gün kalmış bir insana mektubunu tam olarak vermek çok görülmüştü. İşte Berin Hanım´ın eşine ulaşan son sözleri;
`Elimde kalem düşünüyorum. Bu tarifi imkansız muzdarip günlerimizde sana ne yazayım... Sen orada yapayalnız kıvranırken sana ne söyleyeyim. Her laf manasız geliyor bana. Havadan sudan bahsedilince kızıyorum. Bu kadar büyük ızdırap karşısında hala böyle manasız konuşulur mu diyorum. Halbuki seni biraz oyalayabilecek, kendini unutturacak ne söyliyebilirim ki? İşte bazen kendimizden,çocuklardan,derslerden anlatıyorum o kadar. Allah bu güne kadar sabır ve metanet ihsan eyledi. Yalvarırım sana metin ve sabırlı ol. Huzur-ıkalp içinde olman lazım...´

....................Bembeyaz bir zarfın içine her gün elli kelime koyuluyordu. Uçmasına izin verilmeyen esir bir kuş gibi, her gün Yassıada´dan Ankara´ya doğru yolculuğa çıkıyordu bu elli kelime. Tarifsiz bir kederi sırtlanmış elli kelime. Acıyı, hasreti, isyanı, tevekkülü, sevgiyi, harflerinin hücrelerine sığdırmaya çalışıyor, bu yükün ağırlığı altında ezilmeden Berin Hanım´a hayat vermeye çalışıyordu. Berin Hanım her kelimeyi saatlerce okur, dinliyordu. Kelimeleri sanki okşuyor, sahibinin nasıl durumda olduğunu, hangi sıkıntıları çektiğini, neler hissettiğini bu dokunuşla anlamaya çalışıyordu. Sonra kendi geçiyordu masasının başına ve "Adnanına" tekrar tekrar okunacağını bildiği elli kelimesini yazıyordu.

Menderes ailesine göre postacıların çantalarından çıkan şey, mektup değildi. Kör bir insanın gözlerini açan bir iksirdi bu kağıt parçacıkları....

...............Yassıada tutuklularının - Celal Bayar hariç- birbirleriyle konuşmaları yasak değildi. Oysa Adnan Menderes´in değil tutuklu olan diğer arkadaşlarıyla, başında bekleyen nöbetçiyle bile konuşması yasaktı. Onu nabzı atan bir ölüye çevirmek istiyorlardı. Hayatta kaldığını gösteren, kendisinin miting meydanlarındaki Menderes olduğunu belirten hiçbir işaret kalsın istemiyorlardı geride. Menderes´in etrafındaki keder halkası genişliyor,küçük odasını içtiği Yenice sigarasının dumanları her gün yeniden sarıyordu. ............

...................Adnan Menderes´i hayata bağlayan tek şey Berin Hanım´dan aldığı mektuplardı. Yassıada´nın dışındaki dünyadan bu mektuplar sayesinde haberdar oluyordu. Hayatta olduğundan, henüz ölmemiş olduğundan da bu şekilde emin oluyordu. Bazen Yassıada görevlilerinden herhangi biriyle bir iki kelime konuşma imkanı oluyordu Adnan Bey´in, işte bu küçük zaman zarfında kendini daha iyi hissediyordu.

` Adnan Menderes´in odasına özel bir dinleme cihazı da konulmuştu. Bu cihaz bir teybe bağlı idi. Tek kelime konuşma dahi banda kaydediliyordu. Bir gün Menderes doktor istemişti. Doktorun odaya girişinden itibaren cihaz konuşmaları alıyordu......................

........................Menderes´in odasında dinleme cihazları vardı. Kimseyle konuşmasına izin verilmeyen Menderes´in ağzından çıkacak öylesine bir kelimeyi dahi kaçırmak istemiyordu yetkililer. Duymak istedikleri şey her ne ise bu şekilde elde edebileceklerine inanıyorlardı.

Menderes doktora söylediği gibi bir türlü uyuyamıyordu. Uyumak için uyku ilacı alıyordu. Yemek yiyemiyordu. Konuşmasına müsaade edilmiyordu. O da bütün yalnızlığını, söylemek istediği her şeyi, sıkıntısını, yazdığı mektuplara, sadece elli kelimeye sığdırmaya çalışıyordu.

Yassıada´daki günler Adnan Bey´in dış görünüşünü bir hayli değiştirmişti. İştahının kesik olması kilo kaybetmesine sebeb olmuş, üzüntüsü yüzüne derin çizgileri davet etmişti. .............

..................Yassıada´daki günlerinin başka birinde de Samet Ağaoğlu gördüğü Adnan Menderes´i şöyle tarif ediyordu:
...............Kelimeler, kelimeler, kelimeler... Menderes´in sığındığı tek kale, mektuplarını inşaa ettiği kelimeler olmuştu. Elli kelimeyi geçmemeliydi mektuplar, eğer geçerse o kısımdan sonrası yırtıldıktan sonra gönderilirdi, daha da kötüsü hiçbir zaman gönderilmeyebilirdi de.

İçilen Yenice sigaraları kül tablasını sürekli dolduruyordu. Küçük odadaki masasının başında eski bir başbakan, eşine, onun mektuplarına ne kadar ihtiyacı olduğunu yazıyordu. Acaba duygularını en iyi hangi kelime ifade ederdi? Bu sabahki mektubunda hangi elli kelimeyi kullanmalıydı? Hangi kelime Berin Hanım´ın yüzünde güzel bir ifade oluştururdu, hangi kelime ona olan hasretini en iyi anlatabilirdi, hangi kelime onu avutabilirdi?

Yalnızlık ... Eski bir başbakana giydirilebilecek en yakışıksız elbise...Ama ıstırabın tek kaynağı bu olsaydı keşke. Ona, adi bir suçlu gibi konuşma yasağı koyarak aşağılamaktan, yalnız bırakmaktan başka Yassıada gardiyanlarının yaptığı işkenceler de vardı...............

..............Celal Bayar´la yapılan bir mülakatta şu cümlelere rastlanıyor:

`.... Yassıada´da çok sıkı bir rejim tatbik edildiğini duymuşsunuzdur. Beni ve rahmetli Menderes´i kimse ile görüştürmezlerdi.... En büyük işkence bir insanı yalnız bırakmak. Bir tek kişiyle aylarca konuşmamak katlanılması güç bir ıstırap... Ben bundan gayri hiçbir işkenceye uğramadım. Fakat Adnan Menderes´e işkence yaptıklarını söylemişlerdir. Bakın bunu nasıl duydum size anlatayım;

Size haftalık mutad ziyaretimi yapmak üzere adaya gelmiştim. Adnan Menderes´in odasının önünden geçerken kapısı açıldı ve Menderes bana, `Benim avukatım da geldi mi?´ diye sordu. O sırada bekçisi `Sen kapıyı açıp da nasıl böyle konuşabiliyorsun´ diye Menderes´i hırpalamaya ve dövmeye başladı...´ (6)

İşte Adnan Menderes için 27 Mayıs´ın adalet ve özgürlük dağıtıcıları böyle bir ortam hazırlamıştı. Menderes o denli kötü muameleyle karşı karşıya kalıyordu ki iyi yahut yumuşak bir davranış gördüğünde gözyaşlarını tutamıyordu;

`....Görevli subaylardan biri anlatmıştı Menderes´e yapılanları. Adnan Bey bunlara o kadar alışmıştı ki, kahrolmasına rağmen mütevekkil katlanmış gitmiştir. Ancak bir gün odasında bulunan bir subay kendisine bir bardak su vermiş. O anda Menderes´in göz pınarlarında toplanan yaşların yüzünden sessizce akıp gittiğini görmüş...´

................Adnan Menderes´in mektupları işte bu ortamda yazılıyordu. Sıkı bir sansür olduğu için çektiği sıkıntıların hiçbirini açık açık yazamıyordu. Ama kederi kelimelerin arasına sızıyor, mektupta neyden şikayet edildiği belli olmasa da kuvvetli bir acı kelimelerin üzerinde, noktalama işaretlerinde, harflerde geziniyordu.

Her gün bir önceki günden daha zor geçiyordu. Pek çok şeye alışabiliyordu ama yalnızlığa alışmak mümkün olmuyordu. Menderes´in zamanla çevresinde gelişen olaylara ilgisi azaldı. Hayatının merkezine mektupları oturdu. ..........

...................Adnan Menderes´in kendini anlatmak için kelimeleri sınırlıydı. Sadece elli kelime verilmişti ona. Elli kelimeyle ulaşacaktı sevdiği kadına, elli kelimeyle dokunacaktı Yassıada´nın dışındaki hayata ve elli kelimeyle yaşadığını, hala ayakta olduğunu ispat edecekti. ..............

......................`....- Bugün ayın kaçı?.

Adnan Menderes Yüksek Adalet Divanı Başsavcısı tarafından kendisine tebliğ edilen Milli Birlik Komitesinin idam kararının tasdikini dinledikten sonra, sukunet içinde bunu sormuştu.

Birkaç kişi birden
-17 Eylül Pazar, dedi
- Benimle beraber daha kimlerin hükümleri tasdik edildi?

Egesel bir an söylemekte tereddüt etti:
-Öğrenip de ne olacak Adnan Bey?
Menderes acı bir tebessümle bakarak:
- Öğrenirsem ne olur? Diye cevap verdi.

Bir an yine yutkundu Egesel. Sonra:
- Onikisini Milli Birlik Komitesi müebbet hapse tahvil etti, dedi. Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ise infaz olundular..

Menderes daldı.

Biraz sonra odaya ürkek iki din adamı sokuldu. Ethem Akalın ve Abdurrahman Hürdoğan. İkisi de son derece heyecanlıydı. Dini telkinde bulunmak için konuşmak istiyorlar ama, ağızlarından kelimeler çıkmıyordu, adeta boğuluyorlardı. Her ikisinin de gözleri yaşlıydı. Adnan Menderes küskün bir halde onlara baktı ve sonra:
- Hoca efendiler, dedi sizin yapmak istediğiniz vazifeyi kendi kendime bizzat ifa ettim. Müsterih olunuz!.. Allah´a şükredeceğim. Kadere inanan insanlar daima huzur içinde olurlar...

Menderes´in son bir arzusu var mıydı? Görevliler onu kendisinden sordular
- Aileme birkaç satır yazmak isterim, dedi.

İsteği yerine getirildi.

SON SIGARA

- Bana bir sigara verir misiniz?

Sanki ölüme gidecek o değildi. Odadakilerin hemen hepsi heyecandan titiriyor, çoğu gözyaşlarını tutamıyor ağlıyordu. Menderes Yenice sigarası içerdi. Bunu önceden hazırlamış olacaklar ki hemen bulundu ve verildi.

Ordu Flim Merkezi´nin objektifleri bu tarihi anı tesbit etmek için odaya sokulmuştu. Elleri önden kelepçeli olan Menderes kendisine çevrik film ve fotoğraf makinelerının objektiflerine acı bir tebessümle baktı. Sabrı tükenmişti, birden ayağa kalktı. Bu sanki sessizce verilmiş bir emirdi.

Üzerinde kahverengi bir elbise, siyah ayakkabılar ve mavi gri karışımı. Başgardiyan ve bir sıra gardiyan orada bulunan idam gömleğini giydirebilmek için önden kelepçeli elleri serbest bıraktılar. Menderes hareketsiz durdu. Bileklerini ardından kelepçelediler.

Bir süre böyle kaldılar. Sessiz. Sonra sanki davete gidiliyormuş gibi şaşkın bir gardiyan:
- Buyrun! Dedi.

Menderes irkilmeden kapıya doğru yürüdü.
Kaderden fazlası olmuyordu. Onun kader zinciri ise burada son halkasını bağlamak üzereydi.

Sehpaya giden yol üzerinde Menderes gözlerini ileriye dikmiş,bir şeyler kuruyor, bir şeye hazırlanıyor gibiydi. Bu yol arnavut kaldırımındandı. Arada bir başgardiyan ve ötekinin ayakları takılıyor, Menderes ise sendelemeden ilerliyordu. Yolun dönemecinde birdenbire sehpayla karşılaştılar. Bir an duraladı ve baktı. Ellerinde tomson bulunan jandarma erleri üçer adım aralıklarla yolun iki yanında yer almışlardı. Çoğu gözünü, bir devre adını veren başbakana çevirmiş, nemli bakışlarla onu hafızalarının derinliklerine yerleştirmek için bakıyordu.

Sehpanın altına gelince, Menderes etrafına bir göz gezdirdi. Egesel ve görevli siviller oradaydılar. Yassıada´dan tanıdığı bazı subaylara son bir defa baktı. Sehpanın altında bir şeyler söylemek gerektiğini biliyordu. Bir kere daha son sözünü söylemesi istenince, önce hafif, fakat sonra dikleşen bir sesle şunları söyledi:

-Size dargın değilim. Sizin ve diğer zavallıların iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyoruz. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki:
-Hürriyet uğruna ortaya koyduğu başını on yedi sene evvel alamadığınız için size müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebeb yok. Ölüme bu kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Şunu da söyliyeyim ki millletce bir gün kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi ve efendilerinizi yine ben 1950´de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaktınız. Ancak milletçe elele vererek ölüm,ölünceye kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Buna rağmen merhametim yine de sizinle beraberdir.

Etrafında gelen bazı nahoş seslere aldırmadı bile, sehpanın altındaki masaya çıktı. Oradan da ufak sandalyeye...
Çingene cellat Kemal Ayson yağlı ilmiği Menders´in boynuna geçirdi. Yine bir an Menderes etrafına bakındı. Acı acı baktı. Bu son bakışı oldu. Saat 13.23´tü...´

`...Gün geçtikçe hasret ve iştiyakımızın ne derece olduğunu söylemek luzumsuz. Allah artık çilemizi kafi görecek. Seni bize selametle kavuşturacak...´

Berin Hanım Adnan Menderes´e göderdiği her mektubunda yeniden sesleniyordu eşine: `... Allah seni bize selametle kavuşturacak...´ Bu cümleleri sansür kurulu her gün yeniden okuyordu. Bir cinayete imza atacakları bile bile her gün aynı cümlelerle karşılaşıyorlardı. Her gün çaresiz bir kadının dua eder gibi tılsımlı kelimelerini inceliyorlardı. Her gün acı çeken bir erkeğin onurlu kelimelerini gözleriyle tartaklıyorlardı.

Sansür kurulunun aklına, mektuplarını okudukları kişilerin de bir insan olduğu hiç gelmiş miydi? Bir kadının mahrem satırlarında gezindikleri ve bir erkeğin acısını artırdıkları...

`...Allah seni bize selametle kavuşturacak...´

Sansür kurulu bu cümleyle her karşılaştığında neler hissediyordu?

`...Rahmetli Bahadır Dülger anlatmıştı:
...Adnan Bey´in infaz günü yanımıza Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu bir yedek subay elinde tamsonla geldi:
- Kimse kımıldamasın, ayağa kalkmasın, pencereden bakmasın!.. emrini verdi.

Bir fevkaladelik olduğunu, derhal anladık. Adaya getirilen vasıtalar hep birden çalışmaya başladı. Telsizler faaliyete geçti. Dışarıdaki koridor makinalı tabancalı erler ve jandarmalarla doluydu. Koğuşun iki kapısı ardına kadar açıktı. Her şey bir fevkaladeliğin mevcut olduğunu gösteriyordu. Fakat,gazete okumadığımız için radyo da dinletmediklerinden Adnan Bey´in hastalık durumu,idama getirilip getirimeyeceği hususunda bilgimiz yoktu. Bununla beraber içimizi derin bir hüzün kapladı. Koğuşta büyük bir sessizlik oldu. Dışarısı ve güneşlik ve aydınlıktı. Bu sırada İmralı´ya cenazeleri taşımak ve mahkumları idam sehpasına götürmek için getirilmiş olan ambülanslar, pikaplar ve cip arabaları hep birden çalıştırılmaya başlanmıştı. Bu arada yüksek bir ses duyuluyordu. Bir gece evvel aynı tecrübeyi geçirmiş olduğumuz için bu yüksek sesin bir infaza hazırlık olduğunu, alakada makamlara haber veren açıkta kurulmuş telsiz başındaki muhabere memurunun veya subayın sesi olduğunu anladık. Derin bir sessizlik içinde dışarıdan gelebilecek sesleri dinlemekle beraber birçoklarımız ellerinde bulunan Kur´anlarıaçtılar ve okumaya başladılar. Kirazoğlu ve ben yüksek sesle Kur´an okuyorduk. Kur´anı şöyle bir yerinde açmıştık. Kirazoğlu daha yüksek okuyor ben de takip ediyordum. ZİLZAL,suresinin yedinci ayeti olan:

Femen yamel miskale zerretin hayrın yere

(Biri, miskal ağırlığında da olsa iyilik yapan onun mukabilini görecektir,demek )

Geldiğimiz zaman dışarıdan `Allah!..´ diye yüksek bir ses kulağımıza kadar geldi.

O zaman telsizler ve motor gürültüleri durmuştu. Yedinci ayeti okuduk. Saate baktık 13.23 idi. Ortalık birden geceyi andırırcasına karardı ve sağnak halinde şiddetli bir yağmur boşandı. Saat 13.30 da yağmur durmuştu...´ (2)

Dualar okundu. Berin Hanım bir daha kocasından hiç mektup alamayacaktı. Dualar okundu. Berin Hanım kocasına artık hiç mektup yazamayacaktı. Dualar okundu. ` ...Allah seni bize selametle kavuşturacak...´ cümlesi mektup sahifesinden başını kaldırdı ve Berin Hanım´a baktı.

`...O gün Milli Birlik Komitesi infazın yapıldığını aşağıdaki iki maddelik tebliğle açıklanacaktı:

M.B.K.´NİN TEBLİĞİ

1- Ordinaryus Profesör Sedat Tavat, Amiral Bristol Hastanesi Dahiliye Servisi Şefi Dr. Nevzat Yeğinsu ve Yassıada Garnizon Hastanesi tabiblerinden Dr. Ahmet Karahanlıoğlu, Dr. Zeki Kebahçıoğlu ve Dr. Sedat Yürütken´den müteşekkil heyet tarafından düşük Başvekil Adnan Menderes´in sıhhı muayenesi yapılmış ve sıhhı durumunun tamamen normale döndüğü raporla tespit edilmiştir.
2- Yüksek Adalet Divanınca verilen ve Milli Birlik Komitesince tasdik edilen idam cezası hükmü infaz edilmiştir. Tebliğ olunur.

01-12-2008 04:25 PM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS