Bursa'ya bahar geldiğinde ilk olarak Uludağ' a baktığınızda anlarsınız. O yüce yeşillik önce dumanlanır, üzerindeki beyazörtü buharlaşır, sanırsın ki dağ aşka gelmiş de tüttürüyor. Sonra o dumanlar dağılır gök berraklaşır, güneş o devi aşar gözlerine dolar. Orman fışkırır evlerin arasından, yüksek binaların arkasından doldurur bütün şehri. Bursa tümden yeşile keser. Karşında doluca yeşil. Yeşilin her rengi vardır orada. Öyle çok ağaç görürsün sanırsın ki orman değil bir halı. Elini uzatsan dokunacaksın sanki, orman yoktur, yeşil bir pamuk yığınıdır Uludağ artık. İşte böyle günlerde insanın içini bir heyecan doldurur. Tohumundan çıkmış çiçek gibi açar, herşeye ilk defa bakıyormuş gibi ayrı bir gözle bakar. "O" da baharın içine dolduğunu hissediyor, yeni hayatının ilk adımlarını atıyordu. Dersanelerle görüşüyor, CV bırakıyordu. Birçok önemli kişi ile tanıştı. Bazıları ileriki hayatında çok önemli taşlar olacaklardı. Kişiliği ve eğitimi bulunmaz nimetti ama ekonomisini henüz toplayamayan kurumlar yeni öğretmenleri işe almak şöyle dursun eldekilere yol veriyorlardı. "O" ise özel sektörde tecrübenin en önemli şey olduğunu biliyor; bu sebeple de bazen az maaşla bazen yol parasına yetmeyecek kadar ücretlerle geceleri ders veriyordu. Gece yarılarına kadar süren bu derslerden sonra şehrin karanlık sokaklarında laf atmalara, serseri tavırlara aldırmadan evine dönüyordu. Hiç gocunmuyor, hiç şikayet etmiyordu. Belki şartlar istediği gibi değildi, ama olsun o artık yapmak istediği işi yapıyordu. Bildiklerinden çok inandıklarına güveniyordu. Ve inançları devam etmesini söylüyordu. Hem gündüz işi hem gece dersleri elle tutulur bir maaşa sahip olmasını sağlamıştı. Bazı geceler annesini de alıp lokantalara gidiyor, üstüne başına yeni kıyafetler alıyordu. Yüzündeki neşeye artık gözleri de katılıyor, hayat enerjisi aşka dönüşüyordu.