en çok yaz tatillerini severdi. pek yüzmezdi, fazla gezmezdi de ama deniz kenarında yakın arkadaşları ile beraber geçireceği birkaç gün tüm beklentilerini karşılardı. zaten hiç çok da fazla birşey beklemedi hayattan. esmer tenini sarı sıcak akdeniz güneşine serer sıcağın damarlarında dolaşmasını hissederdi. çiçekli turuncu şapkasını takar kalın kitabını açarsaatlerce okurdu plajda. gündüzleri geç kalkar, tüm günü plajda ve deniz kenarında geçirir, asıl eğlenceyi geceye bırakırdı. gönlünce dans eder sabaha kadar, bir genç kızdan beklenemeyecek enerjisi ile tüm gözleri kendine çevirtirdi. tatillerini tatil gibi yaşardı. bir ay öncesinden hazırlanmaya başlar, tatilden döndüğünde ise birkaç ay sadece bu konudan bahsederdi. "-ben avşadayken bir gün....." diye başlar insanı alır sanki onunla oradaymış hissi uyandırıp uzun uzun anlatırdı. tüm detayları insanlarından denizine, yemeklerinden diskolarına ballandıra ballandıra anlatırdı ki gitmiş kadar olurdunuz. bu hayat doluluğundan dolayı herkes bir sonraki tatile birlikte gidebilmek için can atardı. gene tatil planları ve hayyalleri içersinde bir nisan günü haber geldi. bu yıl tatil yapamayacaktı. başvurduğu işlerden en zoruna kabul edilmişti. gebzeye taşınması gerekiyordu. büyük bir dersanede yönetici olarak işe başlayacaktı. üç yıldır çektiği sıkıntılar artık son buluyordu. güvenebileceği bir firmada yüksek bir ücretle işbaşı yapacaktı. kira dert olmayacak, istediği elbiselere düşlediği lükslere ulaşabilme fırsatı karşısındaydı. dünyalar onun olmalıydı. ama nereden çıktı şu taşınma işi. oysa bursadaydı tüm arkadaşları, tüm bildiği mekanlar. bursa "O" nun küçük dünyasıydı, yuvasıydı. bir kaçıştı bu. bir kurtulma çabası. tüm mutlu anıları bu şehirdeydi, tüm acıları tüm hayalkırıklıkları da. dağa baktığında artık kendisine gülümseyen yeşil ağaçları göremiyordu, gökteki kuşlar artık ona şarkı söylemiyordu. belki bir başka şehir bunları değiştirebilirdi. bir buruklukla gülümsemeye çalışarak bursayı canısını geride bırakıyordu"O".