-ne demek şimdi bu abla?
-yaniiii....
-yanık kokusu benden mi geliyor?
-evet yine contalar yandı senin, kafan durmuyor. duruyorsa da ben görmüyorum. ama çenenin işlediğini duyuyorum.
-ram mi lazım?
-yükleme kızım bu kadar? yorulmuyor musun?
-yoo? yorgun mu gözüküyorum?
-işe yara işe.. boşa harcama ramleri.
haklıdır, genelde haklıdır inci abla. ben bişi anlatırken "daha kötüsü" diyerek cümleye devam ederim, o en sakin haliyle "her zaman daha kötüsü vardır" der. ermiş sanırım.
geçen gün şunu farkettim. mesela yakın arkadaşlarıma, mesela msnden görüşebildiğim uzak arkadaşlarıma, mesela çevremdekilere mesela kendime; sürekli konuşuyorum ben. sürekli gereksiz şeyler anlatıyorum. bu gereksizlik o gün olmuş aslında sıradan bir olayı ince ayrıntısına kadar anlatmak da oluyor, o gün taktığım film, kitap yada neyse onla ilgili zilyon gereksiz detay da oluyor.
ben durmuyorum sürekli konuşuyorum. konuşamazsam kimseyle içimden kendimle konuşuyorum. o da olmadığı zamanlar oldu. kötüydü. beynim ulaşılamaz uzaklıkta bana bile cevap vermiyordu. kapadı gitti kendini, benim şerrimden.
peki arkadaş madembu kadar laf var bende, ben neden hava gibi geri dönüşümü şaibeli bir ortama salıyorum bunları? işin yok bekleki ses titreşimlerini yakalasınlar, kainattan senin sesini toplasınlar...
aslında bu işle uğraşan bilimadamlarına gitsem, 2-3 gün konuşsam onlara, adamlar sırf bir gün ne kadar gereksiz konuştuğumu yüzüme vurabilmek için işe 4 elle sarılır, tez zamanda o makinayı icat ederler. bilime de insanlığa da katkım olur. sonra da kendimden daha çok tiksinirim. ben neden bu kadar konuşmuşum diye.
akşamları eve geliyorum, bütün gün konuşmaktan yorulmuş oluyorum. bu sefer parmaklar işliyor. online arkadaşlara anlatıyorum abuk subuk şeyleri.
yetti bitti mi sanıyorsunuz? siz beni tanımıyorsunuz. canavar var benim içimde.
gece rüyamda devam ediyor işkence, 24 dizisinden beter aksiyonların içinde buluyorum kendimi. yoruluyorum dünyayı dolaşmaktan, onca detayı görmekten. daha beteri ben rüyalarımın çoğunu hatırlıyorum. ince detaylara kadar. detay dediysem de sanmayın kumaşın rengi, yok eşyanın yeri falan gibi sufli şeyler; tabağın desenindeki siliklikten, elbisenin üzerindeki dikişe kadar herşey.
ben de bugün karar verdim. artık bloguma yazacam bu zevzekliklerimi. rüyaymış, saçmalıkmış neyse. en azından okumak istemeyen okumaz ve böylece konuşarak ne kendimi yorarım. ne de ben anlatıyorum sürekli neden insanlar benle konuşmuyor diye tribe girmem. ki girdim evet.
en son bu tribe 12 yaşımda girmişti.
2. ergenlik çağımı yaşadığım için normaldir şu sıra tripten tribe koşmam.
neyse.