01-10-2008, 09:40 PM
Şu günlerde 'milliyetçiliğin yükselişi'nin kaygıyla izlendiği tek ülke
Türkiye değil. Asya'nın öteki ucunda da aynı tartışma var.
Çin milliyetçiliği de kabarış halinde. 9 Nisan'dan bu yana çeşitli Çin kentlerinde patlak veren Japonya aleyhtarı gösteriler, bu akımın çok yüksek tahrip gücüne sahip olabileceğini gösteriyor.
Çin'de komünizmin 'buharlaşıp gitmesinin' bıraktığı boşluğun milliyetçilik tarafından doldurulacağı zaten tahmin ediliyordu. Geçen kasım ayında Çin'e yaptığımız ziyaretten sonra ben de bu yönde yorumlar yapmıştım. Televizyonlarda gösterilen tarihi dizilerin ve sporculardan yeni milli kahramanlar yaratma çabasının bunun işaretleri olduğunu söylemiştim.
Çin yönetiminin, milliyetçilik dürtüsünü olumlu bir etmen olarak kullanma çabası içinde olduğu fark ediliyordu. Başkalarından nefret üzerine değil, kendine güvenmek ve yaptıklarınla övünmek üzerine dayanan bir milliyetçilik...
Ne var ki, son olaylar bunun o kadar kolay olamadığını, milliyetçilik körüklenince 'öteki'nden nefretin hâlâ ön plana çıkabileceğini gösterdi. Bu 'öteki'ni bulmak hiç de güç olmadı: Son yüzyıl içinde Çin'i iki kez istila etmiş olan Japonlar. Bahane de bulundu:
Japonya'da ortaokullarda okutulan ders kitaplarında Japon istilaları eleştirilmiyor, neredeyse övülüyordu.
Çin gençliği ayaklandı. Özellikle Pekin'deki gösterilerde kötü şeyler oldu. Japon elçiliği, Japon lokantaları ve işyerleri taşlandı, Japon öğrenciler feci şekilde dövüldü... Bu türden gösteriler hâlâ devam ediyor...
Pekin'deki gösteriyi izleyenler Çin polisinin gösterici gençleri küçük gruplara ayırdığını ve Japon elçiliğini taş ve yumurta yağmuruna tutmak için sıraya soktuğunu anlatıyorlar. Çin polisi böylece gençlerin 'içlerini boşaltmaları'na olanak sağladıklarını belirtmekte imiş! Yıllar önce böyle kontrollü bir gösteri Amerikan uçaklarının Belgrad'daki Çin elçiliğini bombalaması üzerine Pekin'deki Amerikan elçiliğine karşı yapılmıştı...
Çin yönetiminin milliyetçiliğe ilişkin tutumu kibritle oynayan bir çocuğa benziyor. Ateşle oynamasını seviyor ama perdelerin tutuşmasını ve yangın çıkmasını da istemiyor. Çünkü yangın çıkarsa nerede duracağı belli olmayacak...
Çin yönetimi, hazır işler iyi gidiyorken, 21. yüzyıla damgasını basacağı zamana kadar kimseyle gerginlik yaratmama politikası izliyordu. Çin'deyken en çok duyduğumuz söz 'istikrar'dı. Ülkeye yabancı sermaye akışını engelleyecek ve dış ticareti kötü etkileyecek hiçbir sorun istenmiyordu.
Acaba bu politika değişiyor mu? Çin yönetimi bazı nedenlerle milliyetçilik silahına beklediğinden daha önce başvurmak zorunda mı kalıyor?
Dünyanın gidişini etkileyecek büyük bir soru bu.
Japonya, Çin'in en önemli ekonomik partnerlerinden birisi. Çin'deki Japon yatırımları 67 milyar doları buluyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 168 milyar dolar dolayında. Biz de oradayken tanık olduk: Japon turistler Çin'i akın akın ziyaret ediyor, bol para bırakıyorlar...
Çin'in kendi milliyetçiliğini kaşımasının, bu konuda zaten sabıkalı olan Japonya'yı da aynı kötü âdete geri döndürmesi tehlikesi var. Nitekim, Japonya'da bazı çevreler, 'Biz de 2008 Pekin Olimpiyatları'nı boykot edelim' demeye başlamışlar bile...
Oysa Pekin, büyük bir gösteriye dönüştürmek istediği olimpiyatlara hiçbir gölge düşmesini istemiyor...
Öyleyse? Asıl sorun Japonya'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde sürekli üye olmak istemesi mi? Böylece bir anlamda 21. yüzyılda Pasifik yöresinin beylerbeyinin kim olacağı kavgasının ilk raundu mu yaşanıyor?
Hatırlatayım istedim: Dünya Avrupa'dan ibaret değil.
Haluk Şahin
Türkiye değil. Asya'nın öteki ucunda da aynı tartışma var.
Çin milliyetçiliği de kabarış halinde. 9 Nisan'dan bu yana çeşitli Çin kentlerinde patlak veren Japonya aleyhtarı gösteriler, bu akımın çok yüksek tahrip gücüne sahip olabileceğini gösteriyor.
Çin'de komünizmin 'buharlaşıp gitmesinin' bıraktığı boşluğun milliyetçilik tarafından doldurulacağı zaten tahmin ediliyordu. Geçen kasım ayında Çin'e yaptığımız ziyaretten sonra ben de bu yönde yorumlar yapmıştım. Televizyonlarda gösterilen tarihi dizilerin ve sporculardan yeni milli kahramanlar yaratma çabasının bunun işaretleri olduğunu söylemiştim.
Çin yönetiminin, milliyetçilik dürtüsünü olumlu bir etmen olarak kullanma çabası içinde olduğu fark ediliyordu. Başkalarından nefret üzerine değil, kendine güvenmek ve yaptıklarınla övünmek üzerine dayanan bir milliyetçilik...
Ne var ki, son olaylar bunun o kadar kolay olamadığını, milliyetçilik körüklenince 'öteki'nden nefretin hâlâ ön plana çıkabileceğini gösterdi. Bu 'öteki'ni bulmak hiç de güç olmadı: Son yüzyıl içinde Çin'i iki kez istila etmiş olan Japonlar. Bahane de bulundu:
Japonya'da ortaokullarda okutulan ders kitaplarında Japon istilaları eleştirilmiyor, neredeyse övülüyordu.
Çin gençliği ayaklandı. Özellikle Pekin'deki gösterilerde kötü şeyler oldu. Japon elçiliği, Japon lokantaları ve işyerleri taşlandı, Japon öğrenciler feci şekilde dövüldü... Bu türden gösteriler hâlâ devam ediyor...
Pekin'deki gösteriyi izleyenler Çin polisinin gösterici gençleri küçük gruplara ayırdığını ve Japon elçiliğini taş ve yumurta yağmuruna tutmak için sıraya soktuğunu anlatıyorlar. Çin polisi böylece gençlerin 'içlerini boşaltmaları'na olanak sağladıklarını belirtmekte imiş! Yıllar önce böyle kontrollü bir gösteri Amerikan uçaklarının Belgrad'daki Çin elçiliğini bombalaması üzerine Pekin'deki Amerikan elçiliğine karşı yapılmıştı...
Çin yönetiminin milliyetçiliğe ilişkin tutumu kibritle oynayan bir çocuğa benziyor. Ateşle oynamasını seviyor ama perdelerin tutuşmasını ve yangın çıkmasını da istemiyor. Çünkü yangın çıkarsa nerede duracağı belli olmayacak...
Çin yönetimi, hazır işler iyi gidiyorken, 21. yüzyıla damgasını basacağı zamana kadar kimseyle gerginlik yaratmama politikası izliyordu. Çin'deyken en çok duyduğumuz söz 'istikrar'dı. Ülkeye yabancı sermaye akışını engelleyecek ve dış ticareti kötü etkileyecek hiçbir sorun istenmiyordu.
Acaba bu politika değişiyor mu? Çin yönetimi bazı nedenlerle milliyetçilik silahına beklediğinden daha önce başvurmak zorunda mı kalıyor?
Dünyanın gidişini etkileyecek büyük bir soru bu.
Japonya, Çin'in en önemli ekonomik partnerlerinden birisi. Çin'deki Japon yatırımları 67 milyar doları buluyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi 168 milyar dolar dolayında. Biz de oradayken tanık olduk: Japon turistler Çin'i akın akın ziyaret ediyor, bol para bırakıyorlar...
Çin'in kendi milliyetçiliğini kaşımasının, bu konuda zaten sabıkalı olan Japonya'yı da aynı kötü âdete geri döndürmesi tehlikesi var. Nitekim, Japonya'da bazı çevreler, 'Biz de 2008 Pekin Olimpiyatları'nı boykot edelim' demeye başlamışlar bile...
Oysa Pekin, büyük bir gösteriye dönüştürmek istediği olimpiyatlara hiçbir gölge düşmesini istemiyor...
Öyleyse? Asıl sorun Japonya'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde sürekli üye olmak istemesi mi? Böylece bir anlamda 21. yüzyılda Pasifik yöresinin beylerbeyinin kim olacağı kavgasının ilk raundu mu yaşanıyor?
Hatırlatayım istedim: Dünya Avrupa'dan ibaret değil.
Haluk Şahin