TRY

Tam Versiyon: İki kenarı camla kaplı, loş pastahaneye adımlarını attılar. ...
Şu anda tam olmayan bir versiyonun içeriğine bakıyorsunuz. Tam versiyona bakınız.
İki kenarı camla kaplı, loş pastahaneye adımlarını attılar. İçerisi varolmaktan yorgun ve ümitsizdi. Hemen girişte, solda yer alan camekan içinde, tazeliği şüphe götürür birkaç minik pasta dizilmişti.

Üzlem'in, "Şu meyveli olan ne güzel" demesine kalmadan sevgilisi Ömit bir soru sordu: "Hangisini alsak?"

Çok yıkanmış olmasından gerek, eskimekten kirlenmiş bir doktor önlüğü giyen, kırklı yaşlarının zirvesini çoktan yoklamış kadın, ikisine yanaştı. "Birrr de bu çukulata fıstıklı ulanlar var", Ömit kadının konuşmasına takıldı. Belli ki kadın, Bulgar göçmeniydi ve sesi, görmüş geçirmiş bir rus çavuşu gibi emrediciydi. Üzerinde bir kaç tur attığı r hafleri, anlatmak istediğine sert bir hava veriyor, usta bir marangozun kullandığı testere gibi söylediklerini köşelendiriyor, birer emir olduklarını hatırlatıyordu.

Ömit'le Üzlem meyvalı pastada hemfikir olduklarını pastahane halkına açıklar açıklamaz, göçmen kadın emrine uyulmamasıyla patlak veren mini öfke fırtınasını sesine yansıttı ve, gecenin en köşeli konuşmalarından birini yaptı: "Öüyleyse siz bilirsınız, beann şunun için ve bir da bunun için dedim." Aslında, "Emrime karşı gelerek büyük hata yapıyorsunuz, o bu pastahanenin en güzel pastasıdır. Daha dün kendi ellerimle yaptıydım, bir de güzel süslediydim ama siz ne anlarsınız ki pastadan?" demek istiyor ve fikrini başka şekilde paketleyerek sunuyordu, bir yandan da, yuvasını terk etmesine sebep olanları lanetliyor, bu laf anlamaz toplumda yaşamasına sebep olanları bir bir hatırlıyordu.

Buralara ilk ayak basışıydı ve renkler alışkın olduğundan çok daha canlı gelmişti. Eski düzenin, eski görünümünden çıkınca, bu şehir ona, televizyonlardan tanıdığı *"altmışların Las Vegas"ı gibi görünmüştü. İnsanın gözünü alan bu ışıklar canlıydı canlı olmasına ama işte, düzensizdi. Hemen şurada cart bir çayır yeşili onun üzerinde gözleri alan yakıcı bir kırmızı, derin maviyi alabildiğine kaplayan sarı puantiyeler... Herşey sonuna kadar kontrast. Gördükleri, delikanlılığın "çocuk kitabı"nı süsleyen birer resim, bir masal kentine has absürd parçalar gibiydi. Düzensiz ama çekici.

Nereden nereye Smile

* Altmışlardan kalma çünkü daha yeni yabancı filmlerin gösterilmesine izin verilmiyordu. Geldiği yerlerin tepeden inme, insanı bunaltan yönetimi, zamanı elliler ile altmışlar arasında bir yerlerde dondurmuştu. Öyle ya; ya rekabet unsurlarının birbirini kıymasıyla kendiliğinden oluşan adım adım ilerleme yöntemini tercih edeceklerdi ya da gerilediklerini gizlemek istercesine zamanı donduracaklardı.
Referans URL