07-02-2007, 06:00 AM
Bugünün insanı sözlü müzikten anlıyor
Popüler kültürün, her alanda olduğu gibi müzikte de kendini hissettirdiği 90'larda insanlara farklı bir alternatif sunmak için yola çıkmıştı Yansımalar grubu. Enstrümantal müziğin Türkiye'deki öncülerinden Yansımalar'ın açtığı yoldan birçok müzisyen yürüdü.
Şimdilerde sokaklarda İncesaz grubunun nağmeleri yükseliyor. Müzik önde gidiyor -tam da istendiği gibi-, ardında grubun ismi; üyelerse çok kez ayırt bile edilmiyor birbirinden. Ama aşina olanların mutlaka bileceği bir isim var: Engin Gürkey.
Yansımalar ve İncesaz'ın dışında besteleri ve ritimleriyle Türkiye'de enstrümantal müziğin gelişmesinde önemli çalışmalar yapan perküsyon sanatçısı Engin Gürkey yola yalnız devam ediyor. Sanatçı, çocukluğunun kutsallarından biri olan Güldede'den esinle isim verdiği ilk solo albümü 'Güldede'yi yayınladı. Kalan Müzik etiketli albümde Gürkey'e, Marcel Khalife, Mısırlı Ahmet, Hüsnü Şenlendirici, Ercan Irmak, Serkan Çağrı gibi usta müzisyenler konuk sanatçı olarak eşlik ediyor. Gürkey, eski çalışmalarından daha farklı, daha modern sesler peşinde. Alanlarında gayet başarılı olan iki projeden ayrılmasının sebebi de bu zaten. "Ben Yansımalar ve İncesaz'da müzik yaparken, onların sahnesini, mutfağını deneyimlerken bu müziklerin dünyaya dair ve çok sesli olmasını istiyordum. Benim müzik anlayışım daha modern olduğu için müzik adına yapamadığım şeyler vardı. Sonuçta orada yapılan müziklerin bir omurgası vardı ve bunu bozamazdım. Ama hayallerimde hep çok sesli müzik vardı ve bunu gerçekleştirmek istedim. Örneğin ney, keman ve udun yan yana geldiği çok az çalışma var Türkiye'de. İşte bunları daha iyi şekilde yapmak istiyorum." Mesela konservatuarda okurken niye piyano çalmak zorunda olduklarını anlayamamış; ama şimdi bestelerini piyanoda yapıyor. Sonra da perküsyonla eşlik ediyor. Gürkey'in kimliğinin farklı parçaları da ortaya çıkıyor böylece; besteci, perküsyon sanatçısı ve öğretim görevlisi. İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi konservatuarlarında ders veren Gürkey, "Bütün eğitimimi perküsyon üzerine yaptım. Onun için ilk göz ağrım her zaman perküsyon." diyor. Eğitim tarafını ise 'çok onurlu bir iş' diye tanımlıyor.
Bütün bunların yanında Gürkey'in farklı projeleri de var; çok başarılı olduğu enstrümantal müzik dalından sözlü müziğe geçmek gibi. "İnsan sesinin en önemli enstrüman olduğunu düşünüyorum. Yeni projede bir ya da iki parçayı sözlü planlıyorum. Ama bunu bir Arap kadın ses sanatçısı ile yapma niyetindeyim; çok popüler olmayan bir kadın vokal ile. Sanırım pop müziğinin etkisi altında kalan günümüz insanı, söz olmayınca asıl temayı yakalayamıyor. Örneğin İncesaz son albümünde üç sözlü esere yer verdi. Şimdi herkes bu müzikleri dinliyor." Eskiden de durum pek farklı değildi aslında. Gürkey, Yansımalar'dan da önce Erkan Oğur ile birlikte çalıştıkları dönemi hatırlıyor; Sezen Aksu'nun arkasında çaldıkları zamanı... "Enstrümanlarımızı kullanabileceğimiz başka alan yoktu." diyor. "1990'da grubu kurduk ve sebepsizce müzik yapmaya başladık; konser imkanımız olmadan. Bu konuda şu anki nesli şanslı buluyorum; fakat bir de korkum var. Çünkü insanlar bunu beğendi diye kalitesiz ürünler ortaya konmaya başlandı. Biraz geç üretelim; ama nitelikli olsun diye düşünüyorum." Sadece müzik değil, enstrüman da üretiyor Klasik vurmalı çalgılar yanında, Türk, Latin Amerika ve Afrika vurmalı çalgılarını da kullanan sanatçı, stüdyo müzisyenliğinin yanı sıra, 2000 yılında başlattığı Gürkey Perküsyon Atölyesi, Engin Gürkey Perküsyon Topluluğu ve Engin Gürkey Ensemble ile birçok konser ve festivale katıldı. İstanbul Vurmalı Çalgılar Topluluğu, Turkuaz Dans Company, Velvele, Chamelon Quartet, Piano'nun Türküsü, Mızrabın Nefesi, Hi-jazz, Yansımalar, İncesaz, Hybrid Project gruplarındaki çalışmalarına, 1985-1992 yılları arasında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası'nda başlayan orkestra çalışmalarını da eklemek gerekiyor. Sanatçı aynı zamanda araştırma ve buluşlarını da Türk ve dünya müziğine hediye ediyor. Türkiye'de perküsyon konusunda hazırlanan ilk yüksek lisans tezine imza atan Gürkey, 'timpani' denilen senfonik davulların ve Latin Amerika davulu 'timbali'nin atasının kös olduğunu tespit etmiş. Perküsyoncuların el ve çubuk ile çalınabilecekleri zilin tasarımını yapan da Engin Gürkey'den başkası değil. Dokuz parçadan oluşan Tuğra zil serisi şimdi dünyanın neredeyse bütün perküsyon ustalarının vazgeçemediği bir çalgı.
kaynak:zman