Şuanki Zaman: 11-24-2008, 06:57 AM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



aşkın "acı" hali
Yazar Mesaj
Kaan
Y
*******


Mesajlar: 5,546
Grup: Administrators
Katılım: Jan 1970
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
aşkın "acı" hali

AŞKIN 'ACI' HALİ



Tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...

Evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar
olduğunu fark edeceksin...

Sokağa fırlayacaksın...

Sokaklar da dar gelecek...

Tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...

Ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl-pırıl
gökyüzü...

Kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir


yandan da kaybolacak kadar küçüleceksin...

Birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...

"önemli olan sağlık."

"yaşamak güzel."

"boş ver, her şey unutulur."

Sen hiçbirini duymayacaksın...

Gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...

Ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az
sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...

Hep ondan bahsetmek isteyeceksin...

"ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet


kopacakmış" deseler başını kaldırıp "ne dedin?" diye sormayacaksın...

Yalnız kalmak isteyeceksin...

Hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...

İkisi de yetmeyecek...

Geçmişi düşüneceksin...

Neredeyse dakika-dakika...

Ama kötüleri atlayarak...

Onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...

Gittiğin yerlere gitmek...

Bu sana hiç iyi gelmeyecek...

Ama bile-bile yapacaksın...

Biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese,
kaçacaksın...

Aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak
için direneceksin...

Hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek
isteyeceksin...

Aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...

Herkesi ona benzetip...

Kimseyi onun yerine koyamayacaksın...

Hiçbir şey oyalamayacak seni...

İlaçlara sığınacaksın... (Belki de içkiye sigaraya) birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu
unutturmayan...

Sadece bir müddet buzlu camın arkasından
seyrettiren...

Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...

Boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...

Uyumak zor, uyanmak kolay olacak...

Sabahı iple çekeceksin...

Bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...

Ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...

Ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...

Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana


sarılmak isteyeceksin...

Nafile...

Düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...

Rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...

Her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini


fark edeceksin...

Telefonun çalmasını bekleyeceksin...

Aramayacağını bile bile...

Her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...

Ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...

Yüreğin burkulacak...

Canın yanacak...

Bir daha sevmemeye yemin edeceksin...

Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...

Onun sesini bir kez daha duymak için yanıp
tutuşacaksın...

Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için
kendinden nefret edeceksin...

Yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...

Onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip
yerleşmek...

Ama bir umut...

Onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...

Bu umut seni gitmekten alıkoyacak...

Gel-gitler içinde yaşayacaksın...

Buna yaşamak denirse...

Razı mısın bütün bunlara...?

Hazır mısın sonunda ölüp-ölüp dirilmeye...?

O halde
aşık olabilirsin ...

05-15-2007 06:00 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Kaan
Y
*******


Mesajlar: 5,546
Grup: Administrators
Katılım: Jan 1970
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #2
doğduğum gün.... öldüğüm gün.....

*




Doğduğum gün

Dünya; bir gölge tiyatrosu!
İnsan ise; ışığın önünde durarak, silüetini perdeye düşüren deri parçası...
*
Büyüyen; çocuklardır, güle oynaya...
Hâlbuki büyümek; geçen her günde, küçüldüğünü hissetmektir!
*
Yeryüzüne serili gölgelerin kaçacak delik arama hâli gibidir; yükselen güneşin karşısında durmak...
Yani ısındıkça hava ve biraz daha aydınlandıkça ortalık;
...küçülüür, küçülür her gölge...
*
Varlığın cüreti kalmaz artık yere gölge dökmeye.
Anlar ki; hakikat başkadır...
Ve ancak gölgesi kadar sahip olabileceği dünyayı;
...bırakır diğer gölgelerin sahiplerine!
Öldüğüm gün
(...ve, yirmi üstü ..........)
İnsan, üşür ya bazı tarihlerde...
Ben de üşürüm;
Göklerinden güneşi düşmüş gibi, kendi içimin!
*
Sever beni şahitleri, gözyaşımın...
Gözyaşım;
...sever şahitlerini!
*
Kalbimin, ve kalplerimizin bir araya defnedildiği o defînedir ışık saçan dünyaya...
...körlerin göremediği!
*
Üşür insan bazı tarihlerde...
Bazı tarihlere, kayıt; “zamanın donduğu vakit” diye düşülür!
*
Bilirim;
Doğum günüm ölüm günüdür...
...ve dilerim; öldüğüm gün olur doğum günüm!





*

06-19-2007 06:00 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
bebek_17
Dinleyici
*


Mesajlar: 2
Grup: Registered
Katılım: Jun 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #3
Ynt:aşkın "acı" hali

GüseLdi

06-22-2007 06:00 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Kaan
Y
*******


Mesajlar: 5,546
Grup: Administrators
Katılım: Jan 1970
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #4
aşkın ömrü

*

Güzelliğin sonu çirkinliktir. Gençliğin kaderi solmaktır. Hayat ağır-ağır "çürümekten" başka bir şey değildir; her gün ölüyoruz. Peki ne yapıyoruz?Sürekli erteliyoruz.Anne babamıza onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemiyoruz, sıkıca sarılmıyoruz. İş, para, kariyer diye gözümüz dönmüş, sevgilimizi haftada bir gün zor görüyoruz. Eşimizle çıkacağımız tatili 28. kere planlıyoruz, 29.da gitmeyeceğimizi biliyoruz. Bebek istiyoruz ama "kendimize layık" eş bulamıyoruz. Bulduklarımızı kısa süre sonra diğerlerinin yanına "rafa kaldırıyoruz". Reddedilmekten korkup,"seni seviyorum"
diyemiyoruz. Arkadaşlarımızla randevularımızı "öncelikli ertelenebilecekler" listesine koyuyoruz.Aldatıyoruz, aldatılıyoruz ve "başkasını bulamam" diye yalanlarla yaşıyoruz. İşsiz kalan arkadaşlarımızı arayıp, sormuyoruz.
Karanlık kış günlerininardından parıldayan güneşi, plaza camlarının
arkasından izliyoruz. Yağlı, kızarmış, kanserojen demeden, bilerek ve isteyerek "habire" yiyoruz. Her pazartesi rejime başlayıp, salı sabahı bırakıyoruz. Sigara dumanınıoksijenden daha büyük bir zevk duyarak ama "bırakmalıyım" diyerek içimize çekiyoruz. Kahve, çay, çikolata tüketiminden vazgeçmeyip; selülit kremlerine ve mide haplarına servetimizi yatırıyoruz.Spor salonlarının broşürlerini arşivleyip, "işten güçten, bir türlü "gidemiyoruz." Evimizi kitap doldurup hiçbirini okumuyoruz. Diş ağrısından ölüyoruz, gözlerimiz doğru dürüst görmüyor, doktora gitmiyoruz. Bizden sonrakiler için yalnızca "tıklayıp" bir ağaç dikmiyoruz. İhtiyaç duyan bir çocuğu okutmuyoruz. Nefret ettiğimiz işimize "para" için devam edip,
seveceğimiz bir iş arayışına girmiyoruz. Ne yapıyoruz? Her gün
ölüyoruz.

*

06-25-2007 06:00 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS