Şuanki Zaman: 11-20-2008, 07:10 PM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



Bir konuşabilse - Lost in Translation
Yazar Mesaj
G.B
Ağzı var, konuşuyor
**


Mesajlar: 26
Grup: Registered
Katılım: Jan 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
Bir konuşabilse - Lost in Translation

Filmin orijinal adının tam tercümesi "Çeviri sırasında anlam kaybı olması" ile ilgili. Ama Türkçe İngilizce'den farklı bir dil olduğu için bu ifadeyi kısa ve öz olarak Türkçe'ye çevirmek zor olmuş olmalı ki Türkçe adı biraz değişik olmuş.

Film bir viski reklamı çekmek için Japonya'ya giden eski film yıldızı Bob (Bill Murray) ile fotoğrafçı eşinin işi yüzünden orada bulunan Yale Felsefe mezunu genç Charlotte'ın (Scarlett Johansson) yabancı oldukları bir kültürün içinde yapayalnız olmanın iyice depreştirdiği umutsuzluk ve boşluk hissi sebebiyle yakınlaşmalarını anlatıyor. Bob, Amerika'da artık unutulmuş olabilir ama Japonya'da reklama çıkması için iki milyon dolar verilecek kadar ünlü. Malum Amerika'da hiç tutmayan bazı şarkılar Japonya'da hit olabiliyor. Ya da bunu son zamanlarda doğru dürüst bir film yapmadığı bilinen Chevy Chase'in bizim ülkemizde Cola Turca reklamına çıkartılmasına benzetebiliriz. Neyse, Bob 25 yıldır evli olduğu eşinin, çocuklarıyla ve evin dekorasyonu ile ilgilenmekten kendisine zaman ayıramamasından ve orta yaşın getirdiği bunalımlardan dolayı zaten mutsuz ama bir de tabelalarda yazan hiçbir şeyi anlamadığı bir ülkeye gelip üstüne bir de otelde kalınca yalnızlığı iyice artıyor. Charlotte ise okulu yeni bitirmiş, ne yapacağını bilmiyor. Kocası sürekli fotoğraf çekimlerinde, o ise hep yalnız. Kocasının Britney Spears'a benzeyen ve sürekli toksinlerin atılmasından bahseden arkadaşının konuşmaları canını çok sıkıyor. Aynı otelde kaldıkları için Bob ve Charlotte birlikte - masumca - zaman geçirmeye çalışıyorlar.

Ben filmden Bob ve Charlotte aralarında bir aşkın filizlendiği sonucunu çıkarmadım açıkçası. Bence Bill Murray Bob'u oynarken buna özellikle dikkat etmiş. Zaten yönetmen de böyle bir sonuç almak istese Bill Murray yerine Richard Gere gibi yaşı ilerlediği halde kadınlara hala çekici gelen birini seçebilirdi. Bence biri hayatın başında, diğeri sonlarına yakın olan bu iki kişiyi bir araya getiren şey hayattaki amaçlarının ne olduğu, nereye ait oldukları hakkında kafalarında oluşan sorular. Diğer insanlar ev dekorasyonu, toksinler ve bunun gibi önemsiz şeylerle zamanlarını geçirirken onlar hayatları ile ne yapacaklarını bilemiyorlar.

Sofia Coppola'nın mekan olarak Japonya'yı ve bir oteli seçmesi kimsesizlik hissini daha da arttırıyor. Etrafınızdaki herşey size yabancı ve bir otelde kalıyorsunuz. Malum, oteller zaman geçirmek için değil, yatıp uyumak için tasarlanmıştır. Bir evde kalsan yemek yaparsın, evi toplarsın ama otelde hep misafirsindir.

Filme giderken nasıl bir şeyle karşılaşabileceğimi bilmiyordum ama gerçekten beğendim filmi. Her iki başrol oyuncusu da çok iyi.

Bu arada ben çok modern olmadığım için bir uyarıda bulunayım. Filmde bir sahnede Japon çıplak dansçılar görünüyor. Bu tür şeylerden rahatsızlık duyanlar dikkat etsin.

Bu film Scarlett Johansson'ı babası yaşında adamlarla karşı karşıya izlediğim üçüncü film. İlk olarak "The Man Who Wasn't There"'de Billy Bob Thorton'la, ardından "The Girl With a Pearl Earring"'de Colin Firth ile izlemiştim. Geçen TV'de yayınlanan "Horsewhisperer"da da Scarlett'in 13 yaşındaki hali Robert Redford'ın karşısındaydı ama orda bir kadın erkek ilişkisi yoktu. Bahsettiğim ilk iki filmin de kritiğini bir ara yapmak istiyorum. İkisi de çok iyi filmlerdi.

01-03-2008 01:21 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS