Şuanki Zaman: 11-22-2008, 08:45 PM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



Sevgi şiirleri
Yazar Mesaj
turkishlanguage
Ağzı var, konuşuyor
**


Mesajlar: 27
Grup: Registered
Katılım: Jan 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
Sevgi şiirleri

KUM
Sen kum nedir bilmezsin
Deniz görmedin ki.
Yum gözlerini zamanı düşün,
Deniz bir gözünde
Kum bir gözündedir.
Sen taş nedir bilmezsin
Dağa çıkmadın ki.
Yürü ufuklara doğru,
Dağ bir ayağında
Taş bir ayağındadır.
Sen kül nedir bilmezsin
Ateş yakmadın ki,
Uzat ellerini gökyüzüne,
Ateş bir elinde
Kül bir elindedir.
Sen kan nedir bilmezsin
Ölmedin, öldürmedin ki.
Yat toprağa boylu boyunca,
Ölüm bir yanında
Kan bir yanındadır.
Sen aşk nedir bilmezsin
Beni sevmedin ki.
Ağla, ağlayabildiğin kadar,
Bütün güzellikler sende
Aşk bendedir.
Ümit Yaşar Oğuzcan


ZENGİNLİK, GURUR,
ÜZÜNTÜ, NEŞE,
BİLGİ, SEVGİ, ZAMAN
Bir varmış...
Uzun yıllar önce
tüm insani duyguların yaşamakta olduğu bir ada varmış:
iyimserlik,üzüntü,bilgi ...
ve diğer duygular gibi sevgi de.
Günlerden bir gün duygulara adanın batacağı bildirilmiş...
Bunun üzerine herkes gemisini hazırlayıp adayı terketmiş.
Sadece sevgi son ana kadar beklemek istemiş.
Ada batmadan önce sevgi yardım istemiş...
Yanından lüks bir gemiyle geçmekte olan zenginliğe sormuş...
"Zenginlik beni de götürebilir misin?"
"Yapamam. Gemim altın ve gümüşle dolu. Sana göre yer yok."
Daha sonra şahane bir gemiyle geçmekte olan gurura sormuş, sevgi:
"Gurur rica ediyorum, beni de götürür müsün?"
Gurur:
"Seni götüremem. Burada herşey hatasız.
Gemimi bozabilirsin" diye cevaplamış.
Sonra yanından geçmekte olan üzüntüye sormuş, sevgi:
"Üzüntü, lütfen beni de götür."
"Oh sevgi" demiş üzüntü,
"O kadar üzüntülüyüm ki,
yalnız kalmalıyım,"
Neşe de yanından geçmiş.
Fakat halinden o kadar memnunmuş ki
sevginin kendisine seslendiğini dahi duymamış...
Aniden bir ses:
"Gel sevgi, seni götüreyim" demiş.
Bu konuşan yaşlı bir zatmış.
Sevgi o kadar mutlu ve müteşekkir kalmış ki,
karaya gelince giden ihtiyara ismini dahi sormayı unutmuş.
Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden sevgi,
bilgiye sormuş:
"Bilgi bana kimin yardım ettiğini söyleyebilir misin?"
"Zamandı" diye cevaplamış bilgi.
"Zaman?" diye sormuş sevgi,
"Neden zaman bana yardım etti?"
Bunun üzerine bilgi şöyle demiş:
"Sadece zaman
sevginin hayatta ne kadar önemli olduğunu anladığı için!"
Bu sayfayı arkadaşlarına gönder,
gönder ki
onların senin için ne kadar önemi var anlasınlar..
Tüm arkadaşlarına gönder.
Göndermiş olduklarına da gönder.
Sana geri geldiğinde
çevrendeki arkadaşların
gerçek arkadaş olduklarını anlarsın.


UZAKLARIN ÇAĞRISI
Hüzün ....
Nikotin tadında bir şey bu
Ve alışkanlık yapıyor.
****
Hüzne alışık gönüller daha dayanıklı
Bunu biliyorum.
****
Hayata hep gözyaşı penceresinden bakmak
Acıyı saklamak ve
Onu mukaddes bir emanet gibi
Taşımak asilce
****
"ardımda yangın sonrası bir şehir var...
yıkıntıların üstünde hala dumanların tüttüğü...
köşe başlarında yaralı ve gönlü yaralı insanların
dalıp dalıp gittiği,
sokak aralarında şaşkın kedilerin dolaştığı
yangın yeri bir şehir...
dönüp bakmıyorum
sırtımda alevlerin sıcaklığı hala
göz yaşı kaynağım kurumuş
gözyaşı yollarımda sararmış otlar...
gözlerim ufukta...
kaçıp giden rüzgarı,
yangını büyüten rüzgarı ve
geciken yağmuru arıyorum..."
****
hüzün...
acının çiçeği...
****
acı ve acılar,onlara esir olmak yerine
oynaşmayı tercih edenleri
bir heykeltıraş gibi biçimlendiriyor.
Acılarla oynaşmak...
****
Hüzün uzakların çağrısıdır...
Her gün yüzlerce,binlerce defa
Yollara düşerde düşünceleriniz,
Bedeniniz hapistir ve
Kaçıp kurtulamazsınız
Hüzün uzakların çağrısıdır....
Gidemezsiniz...
Hüzün kaçıp giden son trenin ardından
Bakakalmaktır gece yarıları garlarda...
Hüzün üşümektir
Gecenin bir vakti sizi almak için çırpınan
Karanlık dalgalara ve
Şehir ışıklarıyla oynaşan
Yakamozlara cevapsız kalırken
Hüzün ağlayamamaktır...
Ağlamak için çırpınırken
Ağlayamamaktır...
****
Hüzün aşk satmaktır duvarlara
Hüzün aşkta boğulmaktır ve
Kimsenin anlamamasıdır feryatlarınızı
Hüzün içten içe yanarken
Üşümek ve ürpermektir...
****
Hüzün yalnızlıktır
Yalnızlıksa soylu bir duygudur
Kristal kadehle size sunulmuş
Ve alışkanlık yapar...
****
Hüzün uzaklara ait olup
Yakınlara hapsolmaktır...
Murat Başaran


AFFET BENİ
Affet beni sevgili,
Bilemedim. Bilemedim kırgınlığını, kırılganlığını,
Eylül çiçekleri gibi nazendeliğini,
Sözlerim keskin kılıç, kesip atacağını bilemedim.
Affet sevgili,
Bilemedim tutulacağımı sana, seni özleyeceğimi bu kadar.
Sesini duymak, iki satır beklemek, hissetmek seni,
Bilmezdim isteyeceğimi bu kadar, bilemedim.
Affet sevgili,
Bir Eylül daha geçmesin böyle,
'Beni affet' dersem, affeder misin,
Alır mısın beni kalbinin en özel yerine?
Bülent Şen




YOLCU
"Kalıcı değerleri öne alanlar,
geçici değerler yüzünden
hem kendilerine, hem birbirlerine hayatı zehir etmezler.
Dünyada yolcu olduklarının bilincini
sürekli uyanık tutarlar."
Gerçeği arayan bir genç, bu uğurda yolculuk yaparken
Polonya' da bir bilgeyi ziyaret eder.
Bilgenin içinde yaşadığı tek odası kitaplarla doludur.
Genç hayretle sorar;
"Diğer mobilyalarınız nerede?"
Bilge;
"Sizinkiler nerede?"
diye aynı soruyu sorar gence.
Genç biraz şaşkın bir halde,
"Ama ben yolcuyum"
diye karşılık verir.
Bunun üzerine,
"Ben de öyleyim!"
der,
"Ben de öyle!"



SENİ SEVİYORUM KÜÇÜK KIZ
Günün birinde bir kız çocuğu dünyaya geldi.
Gözlerini hayata ilk açtığında babası;
"Seni seviyorum küçük kız" diyerek karşılamış ve
sonra da onu severken
daima "seni seviyorum küçük kız" demeye başlamıştı.
Kız büyüdü, orta okul çağlarına geldi.
Genç kızlığa ilk adımlarını atıyordu.
Babası hâlâ "seni seviyorum küçük kız" diyordu.
Kız üniversite çağlarına geldiğinde,
"seni seviyorum küçük kız" denilmek istemiyordu...
"Ben artık büyüdüm, bana küçük kız deme baba"
diyerek hoşnutsuzluğunu da dile getiriyordu,
ama babası halâ; "Seni seviyorum küçük kız" diyordu.
Derken kız okulunu bitirdi.
Babası biricik kızını yurt dışına mastır yapmaya gönderdi.
Artık sadece telefonda hasret giderebiliyorlardı ve
babası her telefon görüşmesinin sonunda;
"Seni seviyorum küçük kız" diyordu...
Çünkü ne olursa olsun o hep babasının küçük kızıydı!..
Bir gün ansızın telefonlar kesildi!
Baba günlerdir aramıyordu...
Kız, babasına felç geldiğini ve
artık konuşamadığını haber aldığında
panik içinde hemen yurda döndü.
Evlerinin kapısını çaldı, içeri girdi, koridoru geçti ve
babasıyla gözleri buluştuğunda haykırdı:
"Konuş baba!.. Seni seviyorum küçük kız, de... Yeter ki konuş..."
Babası gülümsedi ve kalbini işaret etti.
Kız başını babasının kalbine yasladı.
İşte şimdi duyuyordu:
Kalpten gelen; "Tık, tık... Tık, tık... Tık, tık..." sesleri,
her zaman olduğu gibi gene;
"SENİ SEVİYORUM KÜÇÜK KIZ" diyordu!..
Uzun süre babasının kalbinin sesini dinledi "küçük kız" ve
işte ancak o zaman babasına hak verdi.


BENİM BABAM
Bu adam benim babam
Sekiz köşe kasketiyle
Omuzunda sakosuyla
Cebinde yok parası
Bafradır cıgarası
Yüreğinde bir yarası
Altı çocuk büyütmüş
Bir işçi maaşıyla
Bu adam benim babam
Ağlama benim babam
Ağlama naçar babam
Karagün geçer babam
Bir kapıyı kapayan
Geri açar babam
Allah büyük benim babam
Bu adam benim babam
Derdi dağlardan büyük
Çaresiz beli bükük
Bir gün olsun gülmemiş
Rahat nedir bilmemiş
Gözyaşını silmemiş
Bir lokma ekmek için
Kimseye eğilmemiş
Bu adam benim babam
Ağlama aslan babam
Dert etme naçar babam
Kara gün geçer babam
Bir kapıyı kapayan
Geri açar babam
Allah büyük benim babam....
Benim babam mert adamdı, mangal gibi yüreği, yufka gibi kalbi vardı.
Hayatım boyunca ona özendim hep.
Fedakardı, bir dikili ağacı olmadı belki,
ama kendisi onuruyla yaşayan koskoca bir çınardı.
Üstümde ki kol kanat, sırtımı yasladığım dağ gibiydi.
Ben babamın oğluyum, tepeden tırnağa Anadolu'yum.
Fatih Kısaparmak



TERKEDİLEN
Yıldızsız bir gecede
Fısıldaştı rüzgar, ay
Sanki bana bakıp güldüler mi ne?
"Nedir bu garibin hali, tek başına perişan?
Nerde senin sevgilin?"
Dedi sanki sahile vuran dalgalar...
Ellerim cebimde;
Oturdum, boş, terkedilmiş bir sandalın kenarına
Üzerine adın kazınmıştı.
Gözlerim doldu,
Ağlayamadan rüzgar uçurdu gözyaşlarımı.
Sahil öyle boş, öyle sessiz
Ve dalgalar gülüyordu halime...
Ta uzakta birkaç ışık
Göz kırptılar gizlice
Ne gam doluydu içim o gece.
Seslendim adını denize defalarca
Öyle hoyratlaştı ki deniz,
Kalk, git dercesine dövüyordu sahili dalgalar
Kalktım...
Bir ıslık,
Bir melodi çalmaya çalışıyordum dudaklarımda,
Ama o hain rüzgar
Duyamıyordum, çaldığım bizim şarkımızdı...
Senin ve benim gölgelerimiz elele
Seninkisi hayal, benimkisi sahici
Anılar kollarımızda.
Hoyrat deniz, kıskanç rüzgar, kötü ay!
İstemiyordu artık bu sahilde beni,
"Git" artık dediler hepsi
"Hatıralarını da al,
Yitik kayıp sevgini de götür,
Daha çok sevgiler yaşanacak buralarda,
Al topla artık herşeyini
Gelme artık yanımıza!...."
Ebru Türkol




GANDHI'DEN
SEVGİ, HAKİKAT, HÜRRİYET
ve ŞİDDET SÖZLERİ
Hintli devlet adamı Mahatma Gandhi sevgi,
hakikat, hürriyet ve şiddet için bakınız neler söylemiş:
SEVGİ
Sevgi hiç bir zaman istemez. O, daima verir. Sevgi, her zaman
ıstırap çeker, hiç bir zaman ne gücenir, ne de intikam alır.
Bana muhalefet edene sevgiden başka verilecek bir şeyim yoktur.
Onlara sevgiyi sunmakla kendilerini daha yakınıma çektiğimi kabul
ederim.
Sevdiğiniz insanların şefkatine bağlı sevgi, maddidir. Halbuki hakiki
sevgi şahsi ıstırap olup ihtimam aramaz.
Dünyayı ancak sevgi tutar. Hayat yalnız sevginin olduğu yerde
bulunur. Sevgisiz hayat ölümdür. Sevgi, yüz tarafı hakikat olan
akçenin tersidir.
Hakikat ve sevgi ile bütün dünya fethedilebilir. Sevgi, dünyada en
ince bir kuvvettir.
HAKİKAT
Hakikat ne kadar bakım görürse o kadar fazla meyva veren yüce bir
ağaçtır.
Hakikat madeninde ne kadar derinlere gidilip araştırmalar yapılırsa
keşfedilecek cevher de o kadar zengin olur.
Hakikate doğru yürürken, hiddeti, kendini beğenmeyi, nefreti terk
etmelidir. Aksi takdirde hakikate varılamaz. Hakikati tamamiyle
bulmak mükemmelliyete erişmek için kendini ve mukadderatını anlamaya
bağlıdır.
Sulh yolu hakikat yoludur. Doğruluk, sulh severlikten bile daha
mühimdir.
HÜRRİYET
Hürriyet, ne pahasına olursa olsun hiç bir zaman pahalı değildir. O,
hayatın nefesidir. İnsan, yaşamak için neler feda etmez!
ŞİDDET
Şiddete aleyhtarlık, fenalık yapanın arzularına tahammül demek
değildir. İnsanın kendi ruhunun zalimin arzusuna karşı koymasıdır.
Şiddete aleyhtarlık ve korkaklık birbirine zıt şeylerdir. Şiddete
aleyhtarlık en büyük fazilet, korkaklık ise en büyük ahlaksızlıktır.
Şiddete aleyhtarlık sevgiden doğduğu gibi, ahlaksızlık da nefretten
husule gelir.
Şiddete aleyhtarlık, insanların emrinde en büyük kuvvettir. İnsan
dehasının meydana getirdiği en korkunç silahtan daha müessirdir.
Tahrip insanların şanı değildir.


MERDİVEN
Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak...
Sular sarardı... yüzün perde perde solmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Eğilmiş arza, kanar, muttasıб kanar güller;
Durur alev gibi dallarda kanlı bülbüller,
Sular mı yandı? Neden tunca benziyor mermer?
Bu bir lisan-i hafidir ki ruha dolmakta,
Kızıl havaları seyret ki akşam olmakta...
Ahmet Haşim



KIYMET BİLMEK
Dostalarımızın/arkadaşlarımızın kıymetini bilelim....
Kapattık kapılarımızı dostlarımıza,
Mesafeler koyduk araya,
Bir merhaba demek için, girmeleri gerekti sıraya...
Bize çok ihtiyaçları olduğu an meşgulduk,
Not bıraksınlardı, sonra arardık, başka zaman....
Sınavdan en iyi notu aldıklarında, gözlerindeki pırıltıyı göremedik,
Bir küçücük armağan veremedik.
Canları yandığında, bize koşamadılar nefes nefese,
Ne kadar hasrettiler bir dost sese!
Görüşürüz; ya salı, ya çarşamba günü,
Diye diye kaçırdık nişanı, düğünü,
Paylaşamadık o en coşkulu anlarını, seveceğimiz yanlarını.
Hayat denen suyun akışında, birlikte çağlayamadık,
Ölümlerini bile geç duyduk da vaktinde ağlayamadık....
Bu hikaye hem acı hem uzun,
Selam vermeden geçiyoruz artık yanından komşumuzun.
Bahanelerle etrafımızı sardık
Oysa biz, birbirimiz için vardık.
Adına huzur dedik, iş dedik,
Can cana olmaktan vazgeçtik,
Yalnızlığı seçtik.
Herkes bir yalana kandı.
Ne olursa olsun sebep, aslında Kapılar hep,
Kendi üstümüze kapandı!
Dr. Ümit Kilislioğlu


ANNELERİ UNUTMAYIN
1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı
Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz
2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti
Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz
3 yaşınızdayken size özenle yemekler hazırladı
Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz
4 yaşınızdayken elinize rengarenk kalemler tutuşturdu
Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz
5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi
Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz
6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü
Sokaklarda "GİTMİYCEEEEEEEM"diye ağlayarak teşekkür ettiniz
7 yaşınızdayken size bir top hediye etti
Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz
9 yaşınızdayken size piyano öğretmeni buldu
Notaları bir gün bile çalışmayarak teşekkür ettiniz
10 yaşınızdayken doğumgünü partilerinden dans derslerine kadar her yere
sizi arabayla götürdü
Arabadan fırlayıp giderken arkanıza bile bakmayarak teşekkür ettiniz
11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü
"Sen bizimle oturma" diyerek teşekkür ettiniz
12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi
O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz
15 yaşınızdayken sizi yurtdışında yaz kampına gönderdi
Tek satır mektup yazmayarak teşekkür ettiniz
17 yaşınızdayken erkek arkadaşınızla partiye gitmenize izin verdi
Bir telefon bile etmeden sabaha karşı eve dönerek teşekkür ettiniz.
19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampüse
götürdü ve eşyalarınızı taşıdı
Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampüs kapısında vedalaşarak teşekkür
ettiniz
21 yaşınızdayken iş hayatı ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi
"Ben senin gibi olmıycam" diyerek teşekkür ettiniz
22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı
Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz
24 yaşınızdayken uzun süredir çıktığınız çocukla tanışmak istedi
"Zamanını ben bilirim" diye tersleyerek teşekkür ettiniz
25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu
hem çok duygulandı
Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz
30 yaşınızdayken bebek bakımı hakkında size akıl vermek istedi
"Artık bu ilkel yöntemleri bırak" diyerek teşekkür ettiniz
40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğumgününü hatırlattı
"Anne işim başımdan aşkın" diyerek teşekkür ettiniz
50 yaşınızdayken o çok hastalandı, haftasonunda onu görmeye gittiğinizde
mutlu oldu
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz
Derken bir gün..... O öldü
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa,
o anda kalbinize bir yıldırım gibi düştü...



SARTEBU ve KIM'İN
ÖYKÜSÜ
Antik zamanlarda yaşamış yaşlı bir adamla, genç bir çocuğun
öyküsüdür bu:
Yaşlı adamın adı SARTEBUS, genç çoçuğunki ise KIM'di...
Kim, yalnız yaşayan, yiyecek ve başını örtecek bir çatıdan çok,
bir neden arayan, köyden köye dolaşan bir yetimdi.
"Neden" diye merak ederdi;
"Neden herşey bukadar zor?
Biz kendimiz mi zorlaştırıyoruz,
yoksa
mücadele etmemiz gerektiği için mi? ". .
Bunlar, Kim kadar genç bir çocuk için bilgece düşüncelerdi.
Birgün, aynı yolda seyahat eden yaşlı bir adamla tanıştı.
Yaşlı adam, oldukça ağır görünen,
üzeri örtülü, büyük bir sepet taşıyordu.
Yol kenarında mola verdiklerinde,
yaşlı adam yorgun bir halde sepetini yere koydu.
Kim'e, sanki
"yaşlı adam varını-yoğunu bu sepette taşıyormuş"
gibi geldi.
"Sepetin içinde onu bu kadar ağır yapan ne var?"
diye sordu Kim, Sarbetus'a.
"Onu senin için taşımak beni mutlu edecektir.
Ne de olsa sana göre çok genç ve güçlüyüm!".
"O senin, benim yerime taşıyabileceğin birşey değil"
diye yanıtladı yaşlı adam.
"Kendim taşımam gereken birşey".
Ve ekledi
"Bir gün, kendi yolunda yürüyeceksin
ve
benimki kadar ağır bir sepet taşıyacaksın".
Günlerce ve kilometrelerce birlikte yürüdüler ve
Kim, Sarbetus'a
"insanların neden böyle kendi kendilerine eziyet ettikleri"
hakkında sorular sordu.
Ama ne yanıtlarını öğrenebildi,
ne de
yaşlı adamın taşıdığı sepetin içindeki ağır yükün ne olduğunu.
Sonunda Sartebus, artık daha fazla yürüyemeyeceği ve
son kez dinlenmek için uzandığı zaman,
sepetin içindeki sırrı söyledi ve
neden insanların kendi kendilerine eziyet ettiklerinin yanıtını da verdi:
"Bu sepette"
dedi Sartebus,
"kendim hakkında inandığım
ama gerçek olmayan şeyler var.
Onlar, yolculuğum boyunca ağırlık yapan taşlardı.
"Şüphenin her çakıltaşının,
tereddütün her kum tanesinin ve
yanılgının yol boyunca topladığım her kilometre taşının
ağırlığını sırtımda taşıdım.
Bunlar olmadan çok ilerilere gidebilirdim.
Hayalimde canlandırdığım insan olabilirdim.
Ama bunlarla, yolun sonunda, gördüğün gibi başbaşayım."
Ve sepeti kendisine bağlayan ipleri bile çözemeden,
yaşlı adam gözlerini kapadı, son uykusuna daldı.
Kim, sepeti Sarbetus'un sırtından çözdü ve
içini merakla açtı.
Sepetin içi boştu!
Ve o anda sorularının yanıtını anlar gibi oldu:
Çoğumuz, sırtımızdaki bir sepette korkularımızı ve
kendi oluşturduğumuz sınırlarımızı taşıyarak yaşadığımız için,
hayallerimizle birlikte gömülüyoruz!



HANGİSİSİNİZ?
İnsanlar vardır;
Üstü nilüferlerle kaplı,
bulanık bir göl gibi...
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı,
Içine daldığınızda ne kadar yanıltıcı...
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz;
Sokulmaktan korkarsınız,
Güvenemezsiniz!
İnsanlar vardır;
Derin bir okyanus...
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Deriniklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
İnsanlar vardır,
Coşkun bir akarsu...
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
İnsanlar vardır;
Sakin akan bir dere...
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlıbaşına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
İnsanlar vardır;
Çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı...
İnsanlar vardır;
Berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz herşey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir, çekinme ondan.
Hers özü içtendir, her davranışı candan...
Siz hangisisiniz?


KÜÇÜK BİR GÜLÜMSEME
Güzel bir gün dileğiyle.....
1. Dünyada en az 2 kişi sizi uğrunuzda ölecek kadar seviyor.
2. Dünyada en az 15 kişi uğrunuzda ölmese de sizi seviyor.
3. Biri sizin gibi olamadığı için size çok imreniyor.
4. Sizin bir gülümsemeniz, size bakan bir çok yüzü aydınlatır.
5. Her gece BİRİSİ mutlaka uykuya dalmadan önce aklından sizi
geçiriyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsiniz.
7. Siz olmadan yaşayamayan en az 1 kişi var.
8. Siz sahip olduğunuz bütün özelliklerinizle kendinize özel ve
eşsizsiniz.
9. Varlığından haberiniz bile olmayan biri sizi seviyor.
10. Dünyanın en büyük hatasını bile yapsanız, mutlaka bundan size
yarayacak birşey çıkar.
11. Bütün dünyanın size sırtını döndüğünü düşündüğünüzde, etrafınıza bir
bakın... Belki de sırtını dönen sizsiniz.
12. Bir şeyi elde edemeyeceğinizi düşünürseniz ona asla sahip olamazsınız ama kendinize inanırsanız er ya da geç istediğinizi elde edersiniz.
13. İnsanların sadece iltifatlarını aklınızda tutun, kabalıklarını unutun.
14. Her zaman insanlara onlarla ilgili ne hissettiğinizi söyleyin,
bilmelerini sağladığınızda kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.
15. Gerçekten eşsiz bir arkadaşa sahip olduğunuza inanıyorsanız, bunu ona
hemen şimdi söyleyin.


BAKIŞ AÇISI
Evimi bir parti sonrası temizlemek için saatlerce
çalışabiliyorsam, bir çok arkadaşım var demektir..
Faturalarımı ödeyebiliyorsam, bir işim var demektir...
Pantalonum biraz sıkıyorsa, aç kalmıyorum demektir...
Gölgem beni izliyorsa,
güneş ışığını görüyorum demektir...
Park ettiğim yerden iş yerime kadar yolu uzun
buluyorsam, yürüyebiliyorum demektir...
Hükümet hakkında eleştiri yapabiliyor ve bu
eleştirileri başkalarından da duyuyorsam, konuşma
özgürlüğüm var demektir...
Metro beklerken yanımdaki adam anahtarlarıyla
oynuyor ve bu sesten rahatsız olmuyorsam,
duyuyorum demektir...
Camları silmem, çatıyı onarmam gerekiyorsa,
bir evim var demektir...
Doğalgaz faturam yüklü geliyorsa,
ısınıyorum demektir...
Yığınla ütülenecek ve yıkanacak çamaşırım varsa,
yığınla giyeceğim var demektir...
Çalar saatimin sesiyle, sabahın köründe
uyanıyorsam, yaşıyorum demektir...
Akşamları kendimi yorgun hissedebiliyorsam ve
bacaklarım ağrıyorsa, o gün üretici olmuşum demektir...
Ev telefonum çalıyorsa, beni seven
insanlar var demektir...
Ve tüm bunların ayrımını yapabiliyorsam,
MUTLUYUM demektir...




İSTANBUL'U SEYRETMEK
Şu anda İstanbul'da olmak isterdim.
Mihrabat Korusunun dar yollarında seninle
Yan yana, yana yana yürümek...
Bir de martılarin kanatlarından seyretmek İstanbulu.
Bir de sen olacaktın yanımda adamım.
Bakarken Çamlıca'dan mehtaba,
Dinleyecektik en güzel aşk şarkılarını.
Ve ben senin gözlerinde kaybolurken,
Seni Seviyorum diye haykıracaktım Marmara'ya
Şimdi yanımdasın belki ama,
Ne Mihrabat Korusunun dar yollarında,
Seninle yan yana, yana yana
Yürüyebildik...
Ne de bakabildik Çamlıcadan mehtaba
Ne de Dinleyebildik en güzel aşk şarkılarını
Sadece kaybolabildim gözlerinde ama
Seni seviyorum diye haykıramadım Marmaraya...
Özdemir Asaf



TÜM SERVETİ
Bir gün Avrupanın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde gezen
çocuğun biri bir vitrinde çok hoş bir tablo görür.
Tablo belli ki oldukça pahalıdır.
Çocuk bu tabloyu bir sonraki sene
abisinin doğum gününe almayı ister ve bir iş bulup,
kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider.
Şanslıdır, tablo hala satılmamıştır.
İçeri girer ve tabloyu bir süre yakından izledikten sonra
resmi yapan sanatçıyı bulur ve
"Abimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum,
tüm paramda bu kadar"
der.
Ressam bir süre düşündükten sonra, resmi paketler ve resmi satar.
Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.
Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve
şaşkın şaşkın sorarlar;
"Sen ne yaptın, o resmin değeri milyonlar ederdi.
Neden bu kadar cüz'i bir rakama sattın?"
Adam yanıtlar:
"Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim
ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?"



ZATEN
Nasıl kırık dökük,
yarım yamalak, eksik,
nasıl yamalı hayatlar
geçiyor gözlerimin önünden.
Bir zanaat mutsuzluk sanki:
Öğrenip bir önceki nesilden,
onyıllarca didiniyoruz
ve kuşkuya düşsek de bazen,
sanıyoruz ki
böyledir, iyidir,
ne olacak ki başka,
budur hayat zaten.
Ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten.
Not: Roni Margulies (Gün Ortasında, 1992)


KARARSIZLIĞIMIN KARARI
Akşamlardan bir vakit,
Yürüyorum yollarda,
Ben benden çok uzaklarda...
Nerelerdedir şimdi acaba?
Ne eder, ne yapar diyorum?
Kelimelerin anlamsızlaştığı noktada
İçten gelen,
Hiçbir şeye benzemeyen,
Garip bir his içimde
Sevmek desem çok sıradan
Aşk desem çok olağan...
Gülüyorum bu halime...
Kırmızı güllerin arasında görüyorum yüzünü
Eğilip öpmek geliyor içimden hepsini.
Sevmek midir beni sarhoş eden,
Hiç içmeden?
Avuçlarım terliyor sıkıntıdan
Değmeli, değmeli sevilmeye insan
Yoksa ne ki bu halim?
Kalbimdeki kıpırtı dudaklarını düşündükçe,
Yağmur gibi boşanması gözyaşlarımın
Yokluğunu hissettikçe...
Başım dönüyor düşüncelerden
Günümü başlatan hayat ateşim
Kararsızlığım yok inan tek bir şeyde
Seni kaybetmekten duyduğum o derin korkuda
Ve o anlarda hissettiğim
Yalnızlık esintilerinde...
Ebru Türkol


ÇİÇEK ve SU
Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.
İlk önceleri arkadaşlık olarak devam eder ilişkileri.
Tabii ki her zaman gereklidir arkadaşlık birbirini tanımak için.
Gel zaman git zaman, çiçek o kadar mutlu olur ki suyun yanında,
içi içine sığmaz olur artık ve anlar ki suya aşık olmuştur.
İlk kez aşık olan çiçek etrafa kokular saçmaya başlar
"Sırf senin hatırın için ey su," diye.
Öyle bir zaman gelir ki artık,
su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlar.
Farkeder ki "Çiçeğe aşık oldum."
Ama su da ilk defa aşık oluyordur.
Günler ve aylar birbirini kovalar ve
çiçek "Acaba su beni sevmiyor mu?" diye düşünmeye başlar.
Çünkü su pek ilgilenmemektedir çiçekle.
Halbuki çiçek alışkın degildir böyle bir sevgiye.
Ve dayanamaz bir gün,
çiçek suya "Seni seviyorum" der.
Su "Ben de seni seviyorum" diye cevaplar.
Aradan zaman geçer ve çiçek yine suya "Seni seviyorum" der.
Su "Ben de" der.
Çiçek sabırlıdır.
Bekler, bekler, bekler.
Artık öyle bir duruma gelir ki,
çiçek koku saçamaz olur artık etrafa.
Ve son kez suya "Seni seviyorum" der.
Su da "Sana söyledim ya, ben de seni seviyorum" der.
Ve gün gelir çiçek yataklara düşer.
Hastalanmıştır çiçek artık.
Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek,
su da başında bekler öylece çiçeğe yardımcı olmak için.
Ama bellidir ki artık çiçek ölecektir ve
son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki:
"Seni ben gerçekten seviyorum"
Çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve
son çare olarak bir doktor çağırır.
Doktor gelir ve muayene eder çiçeği.
Muayeneden sonra şöyle der doktor:
"Hastanın durumu ümitsiz,
artık elimizden bir şey gelmez"
Su merak eder sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye
ve sorar doktora "Hastalığı nedir?"
Doktor şöyle bir bakar suya ve der ki;
"Çiçeğin bir hastalığı yok dostum,
bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için"
Ve anlar ki su artık, sevgiliye sadece
"Seni seviyorum" yetmemektedir.
Sevginize emek verin ki,
gülümsediğiniz kadar gülümsetin.



TESADÜFLER
ŞAH ve PİYON
Hiçbir şey tesadüf değil!
Hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığına inanıyorsanız, siz de benim gibi bu yazıyı çok seveceksiniz.
"Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki; onların belli amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim olduğumuzu ya da olmak istediğimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüreğimizin derinliklerinde hissederiz.
Bu insanların kim olacağını asla önceden kestiremezsiniz; belki oda arkadaşınız, komşunuz, profesörünüz, uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiğiniz bir yabancı. . .
Her kim olursa olsun, o kader anında hayatınızın bir biçimde etkileneceğini bilirsiniz. Bazen de hayatınızda öyle olaylar yaşarsınız ki; o anda bu olaylar size korkunç, acı dolu, haksız gibi görünür.
Ancak fırtına dindikten sonra; bütün bu olayların üstesinden gelmemiş olsaydınız, asla potansiyelinizin, gücünüzün, azminizin ve yürekliliğinizin farkına varamayacağınızı anlarsınız.
Her olayın bir gerçekleşme nedeni vardır. Hiçbir şey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, ruhumuzun sınırlarını test eden olaylardır.
İster olaylar, ister hastalıklar, ister ilişkiler olsun, bu küçük testler olmasaydı hayat hiçbir yere varmayan düz ve sıkıcı bir yol gibi uzayıp giderdi. Güvenli ve rahat, ancak boş ve amaçsız. . .
Yaşamınızı, başarılarınızı ve düşüşlerinizi etkileyen insanlar, kimliğinizi yaratan insanlardır. Kötü deneyimler bile birilerinden öğrenilebilir. Bu dersler en zor, ancak büyük bir ihtimalle en önemli olanlardır.
Eğer biri sizi kırar, ihanet eder ya da üzerse, size güveni ve kalbinizi açtığınız birine karşı dikkatli olmayı öğrettikleri için onları affedin.
Eğer biri sizi severse, siz de bunun karşılığında onu koşulsuz sevin; sadece onlar sizi sevdiği için değil, size sevmeyi ve onlar olmadan göremeyeceğiniz ya da hissedemeyeceğiniz şeylere kalbinizi ve gözlerinizi açmanızı öğrettikleri için.
Her günün tadını çıkarın. Her anın değerini bilin ve belki de tekrar yaşayamayacağınız bu andan alabileceğiniz en fazla şeyi almaya bakın.
Daha önce hiç konuşmadığınız insanlarla konuşun, onları dinleyin, aşık olun, zincirlerinizi kırın ve gözünüzü zirveye dikin.
Başınızı dik tutun, çünkü bunun için her türlü hakkınız var. Kendinize büyük bir insan olduğunuzu tekrarlayın ve kendinize inanın. Eğer kendinize inanmazsanız, hiç kimse size inanmaz.
Hayatınızı nasıl istiyorsanız öyle şekillendirebilirsiniz. Kendi özgün yaşamınızı yaratın, dışarı çıkın ve onu yaşayın! "
OYUN BİTTİĞİNDE
ŞAH VE PİYON AYNI KUTUYA KONULUR...


İNSANIN YEDİ ÇAĞI
Bütün dünya bir sahnedir...
Ve bütün erkekler ve kadınlar
sadece birer oyuncu...
Girerler ve çıkarlar.
Bir kişi bir çok rolü birdn oynar,
Bu oyun insanın yedi çağıdır...
İlk rol bebeklik çağıdır,
Dadısının kollarında agucuk yaparken...
sonra mızıkçı bir okul çocuğu...
Çantası elinde, yüzünde sabahın parlaklığı
Ayağını sürerek okula gider...
Daha sonra aşık delikanlı gelir,
İç çekişleri ve sevgilinin kaşlarına yazılmış şirleriyle...
Sonra asker olur, garip yeminler eder.
Leopara benzeyen sakalıyla onurlu ve kıskanç,
Savaşta atak ve korkusuz,
Topun ağzında bile şöhretin hayallerini kurar...
Sonra hakimliğe başlar,
Şişman göbeği lezzetli etlerle dolu,
Gözleri ciddi, sakalı ciddi kesmli...
Bilge atasözleri ve modern örneklerle konuşur
Ve böylece rolünü oynar...
Altıncı çağında ise palyaço giysileriyle,
Gözünde gözlüğü,yanında çantası,
Gençliğinden kalma pantalonu zayıflamış vücuduna bol gelir.
Ve kalın erkek sesi, çocukluğundaki gibi incelir.
Son çağda bu olaylı tarih sona erer.
İkinci çocukla her şey biter.
Dişsiz, gözsüz, tatsız, hiç bir şeysiz..
Bu yazı William Shakespeare'ın "Nasıl Hoşunuza Giderse" adlı oyununun 3. Bölüm 7. Trajedyasıdır.


SEVMEK ve ÖLMEK
Onu gördüm hayatım değişti,
Onu sevdim hayatımın en güzel yılları gitti.
Seni yalnızlıktan öldüreceğim dedi,
Beni bir başıma bırakıp gitti.
Bir tabut yaptım onun için,
Sonsuza kadar içinde kalsın diye.
Kalbime gömdüm onu,
Bir daha karşıma çıkmasın diye.
Bir gün tabutundan kalktı,
Rüyalarıma girmeye başladı.
Tabutunu kontrol ettim,
Baktım kaçmış, ortalığı kolaçan ediyor.
Tabutun üzerinde bir not buldum.
Buraya layık olmadığını,
Burada kalmaya niyetli olmadığını,
Giderken de kalbimi yerinden söküp,
Beni sonsuza dek yalnız bırakacağını yazmış.
Diğer bir şekilde,
Daha önce yarım kalan işini bitirmeye,
Beni öldürmeye ama bu sefer yalnızlıktan değil,
Duygularımı alarak,
Kalbimi çalarak öldürmeye karar vermiş.
Emre Yavuz



PARFÜM
Parfüm dünyasının gerçek bir uzmanı şunları söylemişti:
Parfümler doğanın verdiklerine insan ustalığının katılmasının ürünüdür,
ama hiçbir parfüm kadın tenine değmeden gerçek bir koku değildir.
Parfüme kişiliğini veren, kadının özel ten kokusudur.
Onun için parfüm her kadında birbirinden farklı özellikler kazanır.
Parfüm sürmenin ustalığı,
bu karışımın oluşmasına yardımcı olacak ölçüde,
biçimde sürmeyi bilmektir.
Böyle sürülmediği zaman
kadın sadece parfüm kokar,
ama sürmesini bilen kadının kendisi kokar.
Önemli olan da parfüm değil, kadının özel kokusudur.
Bu özel kokuyu kadının giydiği eşyaların durduğu gardropta,
çamaşırlarında, özel yerlerınde bulabilirsiniz.
Dikkat edin,
özel kokusunu tanımadığınız hiç bir kadını
gerçekte tanımış sayılmazsınız.
Ne yazık ki insanın kokusuna önem vermeyi bilmiyoruz.
Sonra bir gün
"mutluluğun kokusunu"
tanıyacaksınız.
Tenin hafifçe pembeleştiğini göreceksiniz.
Güneşin ilk ışıklarına eşlik eden toz pembedir bu.
Mutluluğun biraz utangaç, biraz ürkek, biraz çekingen başlayan,
ama sonra cesaretle yayılan, güç veren, kendini duyuran özel pembesi.
Bu pembeliğin üzerine dikkatle bakacaksınız.
Orada buğulu bir nemlenme göreceksiniz.
Hep uçan, hep havaya karışan, hep yenilenen üçücü bir nemlenme.
Görenlere
"Sende bir şey var, aşıksın galiba"
dedirten bir bahar tazeliği, filiz tadı...
Yaklaşın o tene.
Yaklaşın ve mutluluğun kokusunu duyun.
Birbiriyle uyum içinde binlerce kokunun süzülmüş kokusunu duyun.
Pembeden eflatuna,
deniz mavisinden güneş sarısına
değişen gökkuşağı renklerindeki özel kokuyu.
İnsanı rahatlatan, dinlendiren, coşturan, kıpırdatan, susturan, konuşturan
mutluluk kokusununu duyun.
Dünyanın en güzel kokusu budur.
Bebeğin annesinden aldığı koku budur.
Annenin bebeğinden aldığı koku budur.
Seven insanın sevilen insandan aldığı koku budur.
Ama bu koku kendiliğinden olmuyor.
Buna emek vermek gerekiyor.
Sabahların, gecelerin, gün ışıklarının birbirine karışması gerekiyor.
Umutsuz günlerde, umutlu günlerde birbirinin değerini bilmek gerekiyor.
Mutluluk kokusu dağlarda, ırmaklarda değil.
Bu koku yalnız insanda.
İnsanın insan da yarattığı koku bu. İnsanı insan kılmanın kokusu.
Sevginin kokusu.
Güvenin kokusu.
"İyi ki sen varsın" 'ın kokusu.
"Keşke şimdi yanımda olsaydın" 'ın kokusu.
"Seni Seviyorum" 'un kokusu.
"Beni seviyorum" 'un kokusu.
Bir gün mutluluğun kokusunu tanıyacaksınız.
O zaman daha da mutlu olacaksınız, biliyorum.


UZAKLARIN TÜRKÜSÜ
Kış bitti mevsim ilkbahar.
Acılara bir numara küçük gelen bedenimi atsam denize,
Beni kim arar ya da kim sorar ?
Uzak diyarların evsiz barksız ela gözlü dilberi...
Tütünüm bitti, sinirim gitti.
Evrim geçirip değiştim, normalleştim ve birazcıkta formalleştim ,
Dön artık geri.
Kış bitti mevsim ilkbahar.
Yüzün siyah bir mermer gibi aksa caddeye ,
Beni kim arar yaramı kim sarar.
Kalabalık şehirlerin akşamında uyanır hüzün...
Vurur kendini taşra yollarına.
Bense seni düşünür numarası yaparım ;
Üzerinde martıların uçuştuğu Marmara Denizi"ne.
Gülünmemiş esprilerim infilak eder dilimin ucunda...
Anlatamam derdimi; öznesi gizli, çatısı bozuk kuralsız cümlelerle.
Anlatamam...
Kalbin düştü bir kere kalbimin içine ,
Ne yapsam da kalbini kalbimden söküp atamam.
Kış bitti mevsim ilkbahar.
Aşkımın katili olarak manşet olsam gazetelerde ,
Beni kim arar ya da bana kim ağlar.
Gurbet akşamlarının ezgisi kanatır içimdeki yarayı...
Nihavend bir keman ağlaşır gecenin öteki ucunda.
Bense seni ararım ;
İstanbul"un zift kokulu asfalt yollarından
Harran"ın buğday kokulu kollarına dek.
Ararım...
Seni bulacağımdan değil, ayaklarımı boşa yorarım.
Kış bitti mevsim ilkbahar.
Karbon kağıdı ile güneşin ortak eseri uzayan günler;
Monotonluktan örülmüş siyah elbiseler dikiyorlar.
Ve zamanın en sadık esiri Haşim"in akşamları
Toprak kokulu yüreklere yalnızlık ekiyorlar.
Sense, ela gözlerinin suretini bırakıp ela olmayan gözlerimin ortasına
İstanbul"dan kaçarsın.
Kaçarsın da...
Bana benzemeyen onca insan arasında acep neler yaparsın?
Kış bitti.
Kış başıboş kalmış acıları gönlüme itti.
Recep Akova


BELKİ
Belki doğru insanla tanışmadan önce
yanlış insanlarla tanışmamız gerektiği doğrudur.
Böylelikle en sonunda doğru insanla tanıştığımız zaman
bu hediye için nasıl minnettar olmamız gerektiğini öğreniriz.
Belki doğrudur kaybedene kadar neye sahip olduğumuzu bilmediğimiz
fakat başka bir doğru da gelmeden (elde etmeden) önce
bizde ne eksik olduğunu bilmediğimiz.
Birisine aşık olup vurulmak sadece bir kaç dakika,
hoşlanmak bir saat, sevmek bir gün alır,
fakat birisini unutmak ömür boyu.
Kalbinde gülümseme oluşturacak olanı bul...
Hayatında birisini çok özlediğin zaman
onu rüyalarından çıkarıp gerçekten kucaklamak istediğin anlar olur.
Hayal kur, ne hayal kurmak istersen, gez nereye gitmek istersen.
Ol, ne olmak istersen.
Çünkü senin bir tane hayatın olacak ve
sadece bir şansın var bütün bunları yapabilmek için.
Belki yeterli mutlulukların var seni sevimli yapan
ya da yeterli deneme yanılmalarin seni güçlendiren,
yeterli kederlerin(acıların) seni insan yapan,
yeterli umutların seni mutlu yapan.
Her zaman kendini başkasının yerine koy.
Eğer bu seni yaralayıp incitirse, başkalarını da incitebilir.
Lütfen bu mesajı sana bir şeyler ifade eden,
bir şekilde hayatınla ilişkili, ihtiyacın olduğunda seni güldüren,
moralin bozuk olduğu zaman sana hayatın parlaklıklarını gösteren,
arkadaşlıklarının senin için değerli olduğunu bilmeni istediğin kişilere gönder.
Eğer yapamazsan, üzülme hiç bir şey olmayacak,
sadece bu mesajla birilerinin gününü aydınlatma fırsatını kaçıracaksın.



BEBEK YALNIZLIĞI
Ailenin tek ve son bebeğiydi. Onsekiz aylık olunca konuşmaya
başlamış ve söylediği ilk kelime, hayatta en çok sevdiği kişinin ki olmuştu: ANNE
Bebek, aynı bedenin bir parçası olduğunu idrak edemiyordu ama,
onu canı kadar sevdiğini ve onsuz yapamayacağını çok iyi biliyordu. Hele
hele yarabbi, sütünü içtikten sonra onun sıcacık kolları arasında uyumak
ve uyandığında yine onu baş ucunda görmek, ne doyulmaz bir saadetti.
Bebeğin bu mutluluğu fazla uzun sürmedi. Annesi, onun
masraflarını bahane ederek babasının "şef" olduğu bir bankada çalışmaya
başlamış ve "Erkeklere taş çıkartan yaman bir iş kadını" olmuştu. Artık
yavrucak, sabahları gözünü açtığında kendisini öpücüklere boğan gül
kokulu annesinin yerine, plastik kokulu bir çiklet çiğneyen ve "dadı"
olduğunu söyleyen kara-kuru bir kadınla karşılaşıyordu. Bu durumda çocuğun
yapabileceği tek şey, avazı çıktığı kadar bağırıp ağlamaktan ibaretti.
Fakat gözüne dadıdan çok cadı gibi görünen o kadının kemikli
parmaklarıyla attığı ustalıklı çimdikler, onu doğduğuna bin defa pişman
ediyordu.
Bebek bir ay zarfında diğer çocuklardan farklı olarak
ağlamamayı öğrenmiş, annesine kavuşacağı saatlere kadar dadısıyla birlikte
televizyon seyretmeye alışmıştı.
Babası, nüfus artışını "memleketin geleceği için bir tehlike"
saydığından, oldum olası bebeğe soğuk davranır ve ara sıra uzaktan laf
atmanın dışında ona pek yüz vermezdi. Bu yüzden yavrucak, tek tesellisi
olan annesinin dönüşünü dört gözle bekler ve kucağına atılmakta
gecikmemek için dış kapının yanında oyalanırdı. Fakat artık buram
buram sigara dumanı kokan annesi, gelir gelmez ev işlerine koyulur ve
onu alelacele doyurduktan sonra, kendi odalarından çıkartıp yan
odaya aldıkları yatağına bırakırdı. Bebek bu durumda yine ağlamamaya
çalışır ve eskiden anneciğinden duyduğu o güzelim ninnileri mırıldanarak
uykuya dalardı.
Bebek iki yaşına bastığında, annesi ona kafes içerisinde
zıplayıp duran bir muhabbet kuşu hediye etti. Artık yavrucak, asık
suratlı dadısının yerine onunla konuşuyordu.
"Anne bankaya gitti, anne bankaya gitti", diyerek şikayette
bulunuyordu.
Anne ve babası, bu isabetli hediyelerinden dolayı yavrularının
YALNIZLIK çekmediğine inanıyor, bu yüzden yeni aldıkları arabanın
taksitlerini kolaylaştırmak için, tatil günlerinde de mesai yapıyorlardı.
Kuş, belki de ayrı bırakıldığı sevdiklerine kavuşabilmek gayretiyle
günün birinde kafesin açık bırakılan kapısından uçup gitti. Son
arkadaşını kaybeden bebeğin onu yakalamak için uzanan elleri havada
kalmış, uzun zamandır dökülmeyen gözyaşları, inci taneleri gibi ardarda
sıralanmıştı. Kuşun uçtuğu yöne doğru mahsun mahsun bakarken:
KUŞ DA BANKAYA GİTTİ, diye mırıldandı, KUŞ DA BANKAYA GİTTİ...
Cüneyt Suavi "Hayatın İçinden Hikayeler"


PEKİ YA BİTERSE?
Ne kadar da zor nefes almak,belirsizlikler içinde hayatı anlamaya çalışmak, şu yazdığım satırlar bile beynimden çıkıp parmak uçlarıma dökülünceye kadar belki de binlerce kez değişip şekilden şekile giriyor.
Oysa gözgözü görmeyen bir siste ilerletmeye çalıştığımız yaşantımızın dışında, berrak bir su birikintisi kadar açık ve net hayat. Gece olunca yıldızların çıkacağı belli mesela ya da gece 24:00'den sonra saatin 01:00 olacağı, bahar gelince çiçeklerin açacağı, gök gürlediğinde ise yağmur yağacağı, yanlış yazılan bir yazının yırtılıp atılacağı, titrek bir mum alevinin üflendiğinde söneceği ve herşeyin bir gün mutlaka biteceği....
Ya senin, benim ve daha binlerce kilometre uzaklıktaki bir sevgilinin? Kirpiklerinden süzülen yaşı kimin sileceği, sevginin tadını yüreğinde hissetmeyi, saçlarına ne zaman ak düşeceğini ya da mutluluktan uçarcasına damak tadında kalan o eski sevdalara yeniden ne zaman dönebileceğinizi bilebilir misiniz?
Gece olunca ardarda içilen sigaranın acısını dudaklarınızda hisettiniz mi hiç, görmeden bir insanı sevebildiniz mi, nedensizce ağladınız mı, boş boş sokaklarda dolaştınız mı mesela?
Biliyorum o kadar da karanlık değil hayat, her yeni günün ardında bir umut, umut dolu bir denizde kıyıya ulaşmak için durup dinlenmeden çekilen kürekler ve gökkuşağının altından bir gün mutlaka geçmeyi başaracak bir hırs var içimizde.
Peki ya biterse?
Altan Çelik


BELKİ
Belki, Tanrı yanlış insanlarla tanışmamızı istedi
doğru insanı tanımadan önce, böylece en sonunda
doğru insanla tanışdığımızda, bu hediyenin ne yüce olduğunu
anlamamız için.
Belki, mutluluk kapısı kapandığında, başkası açılıyordur,
fakat böyle zamanlarda kapanan kapıya öyle uzun bakarız ki,
bizim için açılan diğer kapıyı görmeyiz bile.
Belki, en iyi arkadaşlık, sallanan bir koltukta beraber sallandığınız,
tek bir kelime etmediğiniz ve giderken bunun
hayatınızdaki en iyi sohbet olduğunu düşündüğünüz kişilerde
saklıdır.
Belki, elimizde olanın kıymetini kaybettiğimizde
anladığımız doğru olabilir, fakat elimize gelene kadar
neler kaçırdığımızın farkına varamadığımız da doğrudur.
Birine sevginizin tümünü sunmak, asla sizi de aynı şekilde seveceğinin
garantisi değildir. Sevgiye karşılık beklemeyin;
Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin;
fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun.
Birine çarpılmak için bir an yeterlidir,
birinden hoşlanmak bir saat ve
birini sevmek içinde bir gün yeterlidir,
ama birini unutmak bir ömür sürer.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir.
Zenginliğe aldanmayın; yok olur gidebilir.
Sizi güldüren birini seçin
çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir
gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok
özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp,
gerçek hayatta kucaklamak istersiniz.
Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin,
gitmek istediğiniz yere gidin,
olmak istediğiniz kişi olun,
çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var
ve
tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun,
güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar
üzüntünüz ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun.
Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun.
Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.
En mutlu kişiler, herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir,
onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk, ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar ve
çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına
giren her insanın önemini takdir edenlerdir.
Aşk bir gülücük ile başlar, bir öpücük ile gelişir
ve bir gözyaşı ile son bulur.
En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir,
geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silmezseniz
hayatın içinde ilerleme şansınız olmaz.
Doğumunuzda siz ağlarken çevrenizdeki herkes gülüyordu,
öyle bir hayat yaşayın ki öldüğünüzde gülen siz olun,
ağlayan da çevrenizdekiler...


ÖZDEŞ
Seni düşündüm gecenin bir yarısı,
Uykum kaçtı.
Bir sigara dumanındaki
Hayalin izledi uykusuzluğumu.
İçimden bir ses,
"Telefon et,
Uyandır O'nu,
Anlat içinden geçenleri" dedi.
Omuz silktim, vakit geç
Çoktan yatmış olmalı....
Yok, yok bahanesi bu işin,
İnan yıldızlara bakınca
Hala göz kırpıyorlar bana
Gecenin siyahlığında giriyorsun aklıma...
Kaçmaya çalıştıkça, unutmaya çalıştıkça
Bir yerlerden melodiler çarpıyor kulaklarıma
Bizim dediğimiz şarkılar...
Karlar düşüyor yavaş yavaş,
Ve yine başlıyor bitenler.
Nedir bu duygular nedir?
Adlandıramadığım...
Bu yürek çarpıntısı niye, seni her düşünüşümde?
Yollarımız ayrıldı, ya kalplerimiz?
Düşünmüyorum seni, unuttum artık
Çık dünyamdan, rüyalarıma girme
Bir yerlerde gördüğünde çevir başını
Yıldızları da sevmiyorum şimdilerde...
Ebru Türkol


SEBEBİMSİN
sebebimsin!
yerle yeksan olmuşum zamansız hasretinden.
soğuğu bol, karbonmonoksitli havalarda donar ezgiler dudaklarda.
gurbetin nasır tutmuş elleri dolanır şehrin her bir ücra yerini.
karanlığına katran karışmış geceler tükenir takvim yapraklarından.
ve alıp başımı gidesim gelir bir ara;
haydarpaşa garından kalkan köhne bir trenin peşi sıra.
sebebimsin!
revize edilmiş bir aşkın kancasında asılı kalmış bedenim.
dimağım satılık kelimeler türetir, kalemim radikal cümlelerin çeşnisine sunar.
feryad-ı figân telaşesine bürünür ruhum,
akşının istilası başlar kalbimin topraklarından.
ve alıp başımı gidesim gelir bir ara;
kadıköy iskelesinden kalkan köhne bir vapurun peşi sıra.
sebebimsin elalım.
billahi! sebebimsin.
kalbimi acıtan toplu iğnenin iğnesisin.
kalbimi alıp kalbinin içine at ki kalbim dinlensin.
Recep Akova


ÜÇ KURALI
İDARE EDİLECEK 3 ŞEY
Dilimiz
Huyumuz
Hareketlerimiz
SEVİLECEK 3 ŞEY
Cesaret
Nezaket
Yardim
NEFRET EDİLECEK 3 ŞEY
Kin
Kibir
Nankörlük
İSTENEN 3 ŞEY
Sağlık
Dostluk
Engin bir ruh
UĞRUNA SAVAŞILACAK 3 ŞEY
Şerefimiz
Evimiz
Ülkemiz
DÜŞÜNÜLECEK 3 ŞEY
Hayat
Ölüm
Sonsuzluk



GÜLÜMSE
Önce, rahat olmayı dene.
Ben, bir karış mesafeden,
gözbebeklerinde kendi mimiklerimi ve
tebessümümü görerek,
bu tonda konuşuyorsam seninle;
Gülümsemeni beklemeye hakkım var, değil mi?
Kendini iyi hisset.
Ve gülümse.
* * *
Gülümseyen insanlarla mı yoksa
gülümsemeyen insanlarla mı
vaktini geçirmek isterdin?
İşyerinde, verimin yükselir miydi
yüzüne baktığın herkes gülümsüyor olsaydı?
Ve sokaktaki problemler
insanlar gülümsediğinde mi
gülümsemediğinde mi
daha kolay çözüme ulaşırdı?
Kendini iyi hisset.
Ve gülümse.
Gülümsediğinde kendini daha da iyi hissedeceksin.
* * *
Günün birinde yeni bir işyeri açmaya kalkarsam,
benimle çalışan herkes önce
gülümsemeyi bilenlerin arasından seçilecek.
Ve sonra onlar problemlerin üzerinden
gülümseyerek atlamayı öğrenecekler.
Bütün kapıların üzerinde notlar olacak,
kocaman: "GÜLÜMSE"
* * *
Güleryüzlü insanlar işsiz kalmaz, aşksız kalmaz.
Güleryüzlü insanlar eşsiz kalmaz, arkadaşsız kalmaz.
Gülümse gülüm. Dikenlerin elbette var ve olmalı.
Ama gül isen önce gülen yüzünü göster.
* * *
Sen "farkını" göstermek istiyorsan sıradan insanlardan; gülümsemen yeter! . .
Gücün, düşünme şeklin ve olumlu yapın
gözükecek gülümserken yüzünde.
İnsanların içi yüzlerinden okunur.
Ve içine göre değil, yüzüne göre davranılır sana!
Farkını göster, herkes somurturken:
"Kar hepimizin başına yağıyor
ama ben gülümseyebiliyorum."
* * *
Çevrende güleryüzlü birini görsen
sen de ona tebessüm ederdin değil mi?
Elbette.
Bunu, çevrendeki birine sormuştum!
Onun "elbette" deyişini duydun mu?
İnsanlar hazır aslında gülümsemeye, kucaklaşmaya;
bir kıvılcım bekliyorlar.
Ama herkes bekliyor!
* * *
Ödül olmanın "ödülünü" sun kendine,
insanlara tebessümünü sunarak.
Ve bu onuru "yüzünde" taşı,
Gülümse.
Gülümseyerek hatırlayacağınız
bir gün geçirmeniz dileğiyle.


SONSUZ İSTEK
Şimdi İlkbahar, ama benim istediğim Yaz
Sıcak günler, açık havanın muhteşem güzelliği,
Şimdi Yaz, ama benim istediğim Sonbahar,
Rengarenk yapraklar, serin, kuru hava,
Şimdi Sonbahar, ama benim istediğim Kış,
Dünya güzeli kar, Yılbaşı Günlerinin benzersiz neşesi,
Şimdi Kış, ama benim istediğim İlkbahar,
Çiçek açmaya başlayan doğa, o ılık rüzgar,
Çocuktum, ama istediğim büyümekti,
Özgür olmak ve saygı görmek ötekilerden,
20 yaşında, 30'unda olmayı istedim,
Daha olgun, daha ilgi çekici,
Orta yaşta, 20'mi istedim, yeniden,
Gençlik ve o sorumsuz ruh,
Emekli oldum, ama şimdi de, orta yaşımı istiyorum,
Olgun, deneyimli, sınırsız akıllı...
Hayatım bitti, sonunda,
Ama ben asla, istediğimi elde edemedim.
Jason Lehman


MERHABA GÜZEL İNSAN
Merhaba güzel insan;
Yeni bir gün daha... sen sabah yeni kalkmışsın ve
mahmur gözlerle çayı ocağa koymuşsun... derken
hazırlanmışsın ve kendine gelmişsin çaydanlıkların o
kendine has düdüğünü çaldığını duyuyorsun ve çayı
ocaktan alıyorsun. Bir fincan çay koyuyorsun kendine
ve bir dilim limonun içinde yüzmesine izin
veriyorsun... balkona çıkıyorsun ve ayaklarının
altındaki şehri seyre dalıyorsun. Yollarda yine o
bildik telaş... insanlar hızlı hızlı bir yerlere
yetişmeye çalışıyor... gözlerin gökyüzüne takılıyor
derken. Ve sen hergün gökyüzünü bıkmadan yeni baştan
boyayan ressama hayran kalıyorsun. O narin dokunuşlar,
fırça darbeleri ve o pamuk şekerini andıran bulutların
muhteşemliği, umudun mavisi arasında kar beyaz
bulutlar... bu şehri yeni yeni ısıtmaya başlayan
güneşi de eklemiştir ressam ve o maviliğin arasında
müthiş bir pembelik diye düşünürken sen içini kaplayan
huzuru farkediyorsun müthiş iyi hissediyorsun. Seni
görenler elinde bir fincanla yalnız bir adam diye
düşünüyorlar ama bilmezler ki sen yalnız değilsindir
aslında gözlerinde eridiğini hissettiğin o muhteşem
insan da seninle birlikte hayran kalıyordur o müthiş
manzaraya... hani insan çok sever, sever de bir insanı
hayalinden bir türlü çıkarmayı başaramaz ve hayalinde
o kadar hasret olur ki bu insana işte o an hayalinden
çıkıp gerçek olmasını arzular hani ve ona sımsıkı
sarılmayı diler işte sen de bu ruh hali içindeymişsin
o muhteşem insanı düşünüyormuşsun...
Evet güzel insan... kocaman, sıcacık bir merhaba
gönderiyorum sana. Buranın gökyüzünü de boyayan bir ressam
var mesela ben de ona hayran kalıyorum gibi... ve
hafta sonu dershanenin yolunu tutuyoruz.ve en büyük
keyif yıldızları seyretmek elimde bir fincan
kahveyle... ve o anın güzelliğini tüm hücrelerimle
hissetmek... bir yudum kahvenin tadını hissetmek
mesela tüm benliğinle, şekeri fazla o mahoş tat ve
hafiften hissettiğin keyif... bir süre sonra gözlerini
kapamak ve akşamın serinliğini hissetmek... farklı
iklimlerde, farklı coğrafyalarda olduğunu düşünmek...
Evet; uzaklardaki küçük kara kızdan bu kadar olsun...
sevgilerimi iletiyorum...buseler...
Feynur Gümüş


ÇİÇEKLERİN ANLAMI
AÇELYA
Nefse hakimiyet.
AÇELYA (Hint)
"Gerçek şu ki, her şey bitti! "
ADAÇAYI
Eşler arasında "Biz iyi bir aileyiz" mesajıdır.
AKASYA (PEMBE VEYA KIRMIZI)
Güzellik, zerafet ve incelik; "Seni beğeniyorum. "
AKASYA (BEYAZ)
Dostluk; "Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça..."
AKASYA (SARI)
Platonik aşk, isimsiz aşık...
ANANAS
"Sen kusursuz birisin!"
ARDIÇ
"Seni koruyacağım!"
AYÇİÇEĞİ (ÇİÇEK OLARAK)
"Sana tapıyorum!"
BADEM
"Aşkımızın sürmesini ümit ediyorum."
BİBERİYE
Anma
ÇAN ÇİÇEĞİ
"Aşkımıza sadakatle bağlıyım!"
ÇİNGÜLÜ
"Zarif ve çok güzelsin!"
ÇUHA ÇİÇEĞİ
"Çok güzelsin."
DEFNE
Terfi eden kişilere gönderilir; "Şan, ün, görkem" anlamı taşır.
EĞRELTİOTU
Samimiyet.
ELMA
"İtiraf etmem gerekirse, seni görünce şeytana uyasım geliyor; ya
senin?"
ERİK
"Sözüme sadık kalacağım."
FESLEĞEN
İyi dilekte bulunmak için.
FINDIK
"Barışmak istiyorum!"
FULYA
"Sevgilim, geri dön!"
GARDENYA "Beni unutma; gerçek aşkımsın..."
GELİN EL ÇİÇEĞİ
"Mutlu olabiliriz."
GÜL
Sevgiyi ifade eder.
GÜL (PEMBE)
"Arkadaşımsın."
GÜL (KIRMIZI)
"Seni seviyorum; ihtirasla bağlıyım sana!"
GÜL (KIRMIZI ve BEYAZ)
Birliktelik isteği.
GÜL GONCASI (KIRMIZI)
"Genç ve güzelsin."
HANIMELİ
"Sana olan bağlılığım sonsuza kadar sürecek."
HERCAİ MENEKŞE
"Beynimi işgal ediyorsun; ama ben bu durumdan şikayetçi
değilim..."
IHLAMUR
Evli çiftler için "Seni seviyorum" anlamı taşır.
İSPANYOL YASEMİNİ
"Bence, sen çok seksi ve şehvetlisin!"
KAKTÜS
İçtenlik; "Aşkımız için zorluklara katlanmalıyız!"
KAMELYA
"Kusursuz bir aşıksın!"
KARAÇALI
"Dostluğumuz uzun ömürlü olsun!"
KARANFİL
Kişinin kendine olan öz saygısını ve güzelliği ifade eder.
KARANFİL (KOYU KIRMIZI)
"Kalbimi kırdın!"
KARANFİL (PEMBE)
"Seni unutmayacağım..."
KARANFİL (KIRÇILLI)
"Üzgünüm, ama bitmek zorunda..."
KARANFİL (SARI)
"Beni hayal kırıklığına uğrattın!"
KRİZANTEM (BEYAZ)
"Bana gerçeği söyle!"
LALE
Aşkı ifade eder.
LALE (KIRMIZI)
"Aşkımı itiraf etmek istiyorum!"
LALE (ALACALI)
"Gözlerin çok güzel."
LALE (SARI)
Umutsuz aşkı ifade eder.
LEYLAK (MOR)
"Sana ilk görüşte aşık oldum!"
LEYLAK (BEYAZ)
"Hoş ve namuslu birisin."
MENEKŞE
Alçakgönüllüğü ifade eder.
MENEKŞE (MAVİ)
"Sana sadık kalacağım."
MENEKŞE (MOR)
"Düşüncelerimi zaptettin!"
MELEKOTU
"İlham kaynağımsın."
MERSİNAĞACI
"Çok mutluyum, çünkü seni seviyorum!"
MİMOZA
"Fazla alıngansın!"
NANE
"Sana karşı içimde sıcak hisler besliyorum."
NERGİS
"Saygılarımla..."
ORKİDE
"Aşkım, sen çok güzelsin, sen çok özelsin!"
ÖKSEKOTU
"Sorunların üstesinden geleceğim."
PAPATYA
Temiz bir kalbin simgesi.
PAPATYA (BAHÇE)
"Fikirlerini paylaşıyorum."
PELESENK
Sabırsızlık; "Aşkım, daha fazla bekletme!"
PETUNYA
"Umudunu yitirme!"
PORTAKAL
Karşılıklı aşk; "Ben de seni seviyorum."
REZENE
Övgüye değer.
SARDUNYA
"İçin rahat olsun, her zaman yanındayım!"
SARMAŞIK
"Aşkıma sadığım!"
SEDİR YAPRAĞI
"Senin için yaşıyorum."
SÜSEN ÇİÇEĞİ
"Sana bir haberim var!"
SÜSEN ÇİÇEĞİ (SARI)
İhtiraslı bir aşk.
ŞEFTALİ
"Seninim!"
YASEMİN
"Güzel ve çekicisin."
YENİBAHAR
"Acını paylaşıyorum."
ZAMBAK (SARI)
"Seni neşeli ve nazik (çekici) buluyorum!"
ZEYTİN
"Barışalım!"


DİYE SORDUM

01-03-2008 01:38 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS