"Ben soz verirsem yerine getiririm," dedi delikanli. Sesinde bu ozelligi ile duydugu gururun belli belirsiz izleri gozlemleniyordu. Birkac saniye duraksadi, sonra yillarin tecrubesi ile kesinlik diye bir kavram olmadigini anlamis bilgelerin supheciliginde "hic degilse elimden geleni yaparim..." diye ekledi.
Nisan ayi gelmis, Mart ayinin bitmeyecek gibi gorunen sogugunu alip goturuvermisti zihinlerden. Kisin ten yakan soguklari yerini baharin tatli esintilerine birakmis, gokyuzu daha bir mavilere burunmustu. Dogadaki canlilik, pur telaslik kampusteki ogrencilere de yansimis, yuzler daha mutlu bakar olmustu. Herkes ilkbaharin tadini cikarma ugrasinda dertlerini bir kenara birakmis gibiydi ama delikanli icin ayni coskudan bahsetmek pek mumkun degildi...
Kendisini nasil boyle bir ikileme soktugunu bir turlu anlayamiyordu delikanli. Maceraci, enerji dolu, cesaretli ve zeki bir gencti ancak aptalca bir soz vermisti ve sozunun sonuna kadar arkasinda durma onurunu gostermek niyetindeydi. Kotu sonuclar dogurabilecek bir sozu tutmaya cabalamanin aslinda onuru zedeleyebilecegini bilmeyecek kadar toydu henuz, uzunca bir sure de bunun farkinda olmayacakti.
Iki kafadar tecrubeleri ve malzemeleri olmadan ulkenin en zorlu daglarindan birine tirmanacaklardi, ustelik cig tehlikesinin en yuksek oldugu Mayis ayinda... Buz kazmasi, krampon, ip gibi techizattan yoksun bu tirmanisda cig riski neredeyse onemsiz kaliyordu. Bu konuda tecrubeli diger dagcilardan yardim ve malzeme rice etmislerdi ancak "dupeduz intihar" olan boyle bir seruvene kimse destek vermek istememisti. Bir kac kisi, gecen yillarda ayni dagda yasamlarini yitiren tecrubeli dagcilari ornek gostererek vazgecirmeye ugrasmisti kafadarlari.
Delikanli tecrubeli insanlarca yapilan bu icten uyarilari hice saymayacak kadar mantikli biri idi ancak arkadasini ikna etmesi mumkun olmamisti. "Seninle veya sensiz, ben bu daga cikacagim!" demisti arkadasi, onu vazgecirmek ugruna verdigi tum cabalara ragmen. Simdi bu kadar sevdigi arkadasini yari yolda birakmayi kendine yediremiyordu bir turlu. Arkadasi fikri ilk ortaya attiginda "peki" demisti bir kere. Oldum olasi oyleydi zaten; sevdiklerine evet derken pek sonuclarini dusunmezdi. Simdi ise bedelin ne kadar yuksek oldugunu farkediyor ama elinden pek birsey gelmiyordu.
Delikanli gun be gun kendini olabilecek en olasi sonuca hazirlamaya basladi. Bu buyuk enerji alan inanilmaz bir mucadele oldu onun icin, cunku butun uyarilar boyle bir maceranin olumle sonuclanacagi yonundeydi. Insanin kendini olume hazirlamasi dogasi ile taban tabana zit bir caba idi, hele ki 21 yasindaki yasam dolu bir genc icin...
Neler hissettigine pek emin degildi delikanli. Korkudan ziyade endise diye nitelendirmek belki daha dogru olurdu. Baslarina birseyler gelirse geride birakacagi ailesi ve sevdiklerinin hissedecekleri konusunda endiseliydi. Garip bir ozlem de hissetmeye baslamisti: Sevdigi birini son kez goruyor olabilecegini dusunmek, guzel bir sarkiyi belki de bir daha dinleyemeyecegini farketmek, keyifli bir bardak cayin aromasini tadamayacagini kabullenmek... Daha onceden siradan gelen hayatinin bu ve benzeri binlerce parcasinin aslinda ne kadar da guzel ve anlamli oldugunu bilincine variyordu.
Bir insana yarin kor olacaksin deseler neler gormek isterdi? Bir haftaya kadar sagir olacagini bilen bir kisi nasil bir muzik dinlemek isterdi acaba? Konusma yetisini yitirecek bir insan kimlere seni seviyorum demek isterdi? Bir daha yurumeyecegini bilen birisi hangi parking islak cimenlerinde, hangi tropikal denizin beyaz plajlarinda kosmak isterdi? Delikanli icin zor olan daga tirmanmak falan degildi, asil mucadele ne kadar cok seye sahip oldugunu farkedip tum bunlari bir cirpida silme olasiligini kabullenmekti.
Peki ya hayalleri, onu bu gunlere getirmis umutlari? Henuz gormek istedigi cok yer, tanismak istedigi cok insan, yasamayi istedigi binlerce tecrube vardi. Kim yapmayi istediklerinin tamamini ebediyyen sonsuzluga gommeyi kolayca sindirebilirdi ki?
Olum bir kalbin durmasindan cok daha fazla cok daha buyuk birseydi. Kaybedilen belki de en degersiz sey bedendi.
Delikanli bu ve benzer dusuncelerin girdabinda bogulmadan kalabilme ugrasisi verdi bir aya yakin bir sure. Hem ruhsal hem fiziksel acidan kendini oldukca yipratti ancak vermis oldugu sozden geri donmeyi dusunmedi. Belki de sozunden donunce ayni kisi olmayacagini dusunuyordu, ancak bu ikilemin icinde zaten farkli bir kisiye donustugunun pek farkinda degildi. Son gunlerini yasadigini dusunerek hayatindan mumkun oldugunca zevk almaya calisti ama bu, duydugu endiseler icinde yitip gitmis verimsiz bir cabalamaydi sadece.
Cikacaklari dagin etegine geldiginde beynini son bir kac aydir kemirip duran dusunceleri bir kenara birakmanin gerektigini farketti. Henuz hersey bitmis degildi ve sansini arttirmak icin elinden geleni yapmasi gerektiginin farkindaydi.
Ilk gun yaklasik 25 km'lik bir yurusun ardindan, bitki ortusunun coktan bitmis oldugu beyaz ve soguk bir yorganla kapli olan birinci kampa geldiler. Kampa ulastiklarinda ikisi de yogun sis ve yagmurdan oturu islanmis ve son derece yorgundular. Yine de kurulanip, birseyler yedikten sonra ufak bir cay keyfi yapacak vakti buldular yatmadan once. Yarin buyuk gundu ve tirmanisin gercekten tehlikeli olan kismi onlari bekliyordu. Gunesin cikip kari yumusatmasi olasiligina karsi sabah bes gibi tirmanisa gecme karari aldilar.
Sicak tulumdan cikip yakici sogugun hakim oldugu bir karanlikta hazirliklarina basladilar. Henuz gunes dogmamisti. Kahvaltilarini bitirip, hazirliklarini tamamladiklarinda gun usul usul agarma ugrasindaydi. Tirmanislarina piril piril olacagi asikar olan bir gunun alaca karanliginda basladilar. Soguktan buzlasmis kar yuzeyi buyuleyici bir guzellikle parildiyor neden olabilecegi tehlikeleri saydam bir perde ile gorunmez hale getiriyordu. Olusan kaygan yuzeyde ilerlemek icin bir cift kramponun saglayabilecegi guvenlik egim arttikca daha da asikar bir hale geliyordu.
Henuz bir iki saat olmamisti ki, delikanli yol aldiklari yamactan ucuruma dogru kayarak dusmeye basladi. Elinde buz kazmasi yerine kullandigi keseri cilali kara sapladi ancak keser elinden kurtulup oldugu yerde kaldi. Hizla uzaklasan kesere baktiginda tek dusunebildigi sey su anda yasadiklarinin bir dus oldugu idi. Ama gerceklerle yuzlesmesi bir saniye dahi surmedi; giderek hizlanarak kontrolsuz bir sekilde ucuruma dogru yol aliyordu. Tum yavaslama cabalari bosa giderken "birkac saniye sonra hersey bitecek..." diye dusundu. Son bir caba ile kendini buyukce bir kaya cikintisna dogru yonlendirmeye calisti. Kayaya carparak durabileceginin hesabini yapmisti, her halukarda ucuruma yuvarlanmaktan evla idi.
Tum hizi ile kaya cikintisina kontrol disi bir sekilde carpip havaya firladi ve carpismanin etkisi ile bilincini yitirdi.
Bilinci yerine geldiginde kendini ucurumdan birkac metre uzakta yuzu koyun yatarken buldu. Kaya cikintisi hizini yavaslatmis ve asagidaki daha yumusak kar yuzeyi kayisini durdurabilmisti. Yasiyordu ve gorunuse gore vucudunda fiziksel bir hasar yoktu. Derin bir nefes cekti, hayatinin en mutlu aninin tadini cikardi bir sureligine. Bu noktada hicbir guc onu devam etmeye zorlayamazdi, o elinden geleni yapmisti artik bu aptal maceraya nokta koymanin zamani gelmisti. Neden sonra yukaridan telasla yanina inmeye calisan arkadasinin sesini duydu.
Ana kampa sorunsuz bir sekilde indiginde kuyruk sokum kemigini kirdigini farketti ama hissettigi acinin hicbir onemi yoktu. O birkac aylik bir olum kalim mucadelesinden sag salim cikmisti ve bu mutlulugu herhangi birseyin golgelemesine izin vermeye hic niyeti yoktu, gozlerinden suzulen yaslar bu sevincin duygu yuklu simgesinden baska birsey degildi. Ilk kez gercekten yasadigini hissediyordu...