"Su!" dedi kadın ve demesiyle bir çanak su belirdi hemen önünde. "İşte sana deniz!" dedi yıllanmış ses. Kadın zaman kaybetmeden atıldı, "Bu deniz değil sadece su!"
Yaşlı ses bir kahkaha patlattı. Kadın bu geniş kahkahanın, derin neşenin anlamını çıkaramadı. Aslında sesin kime veya neye ait olduğunu da çıkaramıyordu. Gözleriyle etrafını taramıştı önce. Kimseyi göremeyince korkmuş ve koşmaya başlamıştı. Ne kadar koşarsa koşsun, nereye giderse gitsin o ses hep yanıbaşında, aynı yerdeydi. Durmadan cevabını bilmediği sorular soruyordu. Soruların ardı arkası kesilmedi ve bir yerden sonra sesin varlığını sorgulamaktan vazgeçti, ona alıştı ve sorularını cevaplamaya başladı.
"Tuz!" dedi kadın. Sözünü tamamlar tamamlamaz bir çuval tuz belirdi ve yaşlı ses kükredi, "Al sana tuz, oldu mu şimdi?"
Kadın hayır anlamında başını sağa sola sallarken bir yandan da biraz önce hemen önünde beliren çanağı ve içindeki suyu arıyordu. "Su nerede?" dedi, "Deniz olması için su da lazım. Su ve diğerleri. Madem deniz nedir öğrenmek istiyorsun, söyleyeceğim herşey burada olmalı. Ne eksik, ne fazla."
Yaşlı sesin kim yada ne olduğunu bilmiyoruz fakat, kibirli olduğunu şöyle seslenişinden çıkarabiliriz, "Pazarlık ha? Benimle pazarlık ediyorsun, peki öyle olsun. Bundan böyle, denize dair ağzından ne süzülürse hemen önüne gelecek. Şimdi devam edelim. Başka?"
Kadın sevindi. Durumunun garipliği her ne kadar ortada olsa da o bunu hiç önemsemedi. Elinden bir şey gelmiyordu, durumunu kabullenmişti. "Su ve tuz. Bunların birarada olması lazım. Karışmalı." demesine kalmadan tuzlu su, koca bir fıçı içinde belirdi. Güzel!
"Şimdi" dedi, "Balık!"
Yaşlı ses küçümser bir tonla, "Bir fıçı su ve yeteri kadar tuz olunca, içinde de bir kaç balık yüzünce bu deniz mi oluyor?" Fıçının içinde balıklar yüzmeye başlamıştı çoktan. Kadın düşündü. Hayır olmuyordu. Denizi deniz yapan neydi? Deniz olmak için ne kadar su gerekiyordu? Ya tuz? Kaç çeşit balık gerekli? Ya denizi deniz yapan ve farkında bile olmadığı diğer parçalar? Ansızın çözümü buldu ve koşmaya başladı. Becerebildiği kadar hızlı koşarken, yaşlı ses peşini bırakmıyordu. "Başka?", "Bu deniz mi sence?", "Koşarak kaçamazsın", "Ben her yerdeyim!"
Kadın aldırmadı. Koştu, koştu, koştu... Ta ki altın gibi kumlara ayak bastığı sahile ulaşıncaya kadar. Nefes nefese bağırdı, "İşte deniz! İşte bu, bu deniz işte! Tam önümde alabildiğine uzanıyor her yöne."
Yaşlı ses homurdandı, "Denizin nerede olduğunu sormadım. Sorum denizin ne olduğuydu."