Şuanki Zaman: 11-22-2008, 08:37 PM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



suskun bir yıl
Yazar Mesaj
clémentine
Ağzı var, konuşuyor
**


Mesajlar: 25
Grup: Registered
Katılım: Jan 2008
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
suskun bir yıl

"bir kitap okudum bütün hayatım değişti" cümlesiyle başlar Orhan Pamuk'un Yeni Hayat romanı. şimdilerde yeniden okuduğum bu kitapla alakalı değil yazacaklarım. herşey 7 aralıkta başladı. uzun zamandır beynimde konuşan tüm seslere kulaklarımı kapamak istedim. zordur bunu yapabilmek. en azından benim için. onlar sürekli konuşuyorlardı, ben de onların seslerini dışarı veriyordum. ama hayat yolunda gitmiyordu. "dur" noktam henüz gelmemişti. ama geldiğini biliyor, ayak seslerini duyuyordum. sonra o gün geldi çattı. 7 aralıkta herşeyi durdurmak istedim, tüm o sesleri, geçmişten çekip çıkararak bugünümü de rezil eden o sayıklamaları. durdurdum da. ama ben de durdum bir şekilde.

depresyon karşımdaydı. her zaman gelebilirdi, buyursun gelsindi zaten. ama şimdi değil. şu günlerde kafama en çok ihtiyacım olduğu, beynimi en çok kullanmam gereken günlerde değil. bana tam kapasite beyin lazımken, onların konuşmaları yüzünden beynime ulaşamıyordum. karşıma aldım depresyonumu, "bak paşam" dedim, senin bu mırıltılarından zırıltılarından bıktım, kapım her zaman açık ama bana bir altı ay lazım. sayende nöronlarım çalışmıyor, senin isteklerine cevap verip geçmişi,geleceği deştikleri için ben onları kullanamıyorum. bir git, altı ay sonra istediğin gibi geri gelirsin. biliyorum ki sen benim bir parçamsın, senin sayende kafamda konuşan o sesler de öyle. dışardakilerin gördüğü ve belki sevdiği ben, yani cle, biraz da senin eserin. şimdi güle güle.

gitti.

diyeceksiniz ki bu kadar kolay yapabildiğin bir gönderme işi üzerine neden kafa yordun. o kadar kolay değil depresyonu ve kafadaki sesleri bir yerlere göndermek. çünkü onları gönderdiğinde, o seslerle arana buzlu cam koyup onların sesini duymamaya başladığında, kafanın içindeki o muhteşem sessizliği dinlediğinde sen de oralarda olmuyorsun.

neticede o sesler, senin bunca zaman biriktirdiğin zilyonca fikir ve bilgi ve yaşanmışlığın eseri. yaşıyorsun ama buzlu canım ardına geçip kaydolmuyor yaşadıkların, okuyorsun ama boşlukta duruyor okudukların, öğreniyorsun ama sahip değilsin o bilgilere (zaten bilgiye sahip olmak nedir ki? kim ne zaman sahip olabilmiş, çok ayrı bir konu).

o günden beri delicesine okuyorum ama. çünkü okuduklarım buzlu camın arkasına geçmese de bir yerde, ilerde o cam aradan kalktığında kaydedilmek üzere toplanıyorlar zihnimde biliyorum.
suskunları bu ruh haliyle yercesine okudum. ihsan oktay anar'ın ne muhteşem bir masalcı, ne yetenekli bir dil sihirbazı olduğunu anlatmayacağım. öyle bir kitap ki suskunlar bittiği anda kafamdaki susan seslerden de öte ben sustum. konuşmak artık gereksizdi. dışarı bir ses, bir nefes vermek. sadece bir kitap dedim kendime. ama öyle olmadığını, bir kitabın ötesinde bir yol olduğunu da biliyordum.

düşündüm. müzisyenleri düşündüm. susanları düşündüm. içlerinde biriktirdiklerini. hangi müzisyenlere deha denilebileceğini düşündüm. o tanrısal sesin peşinde olup olmadıkları takıldı aklıma. kusursuz mu kusurlu mu olmaya çalıştıklarını düşündüm. bunları düşünürken de sürekli yann tiersen dinliyordum.

amelie ile biliyordum kendisini. ama o kadardı benim için. bu depresif süreçte "c'etait ici" yi bir arkadaşımın dinle demesiyle, aslında yann'ı sadece amelie ile bilmenin ona büyük haksızlık olduğunu anladım. bütün albümlerini edindim. dinledim, izledim. orada olmayan bir adamın nasıl müzik yaptığını, kendi bilmemezi ne kadar istiyorsa o kadar gördüm.

ona imrendim, belki biraz kıskandım. o sesi duymuşmudur, ya da duymaya çalışmışmıdır bilmiyorum. bildiğim sekiz tane notadan büyüleyici işler çıkardığı, akordiyonuna ve kemanına aşık olduğu, yıllardır onlarla olmasına rağmen her eline alışında onları sevgiyle kucakladığı. biz dinleyicilerle işinin olmadığı. dinlemesek de o besteleri yapacağı. sahnede seyirciyle arasına ördüğü o buzlu camın arkasında yaşamak için bir şey yapma gereksinimi duyduğu ve bunun yolunun müzikten geçtiğine inandığı.

yann'ın da suyunu çıkarıyorum evet. şimdiden çevremden çatlak sesler yükseliyor. haklılar. günlerdir aynı şeyden bahsedip aynı şarkıları dinliyorum. ama bu sefer başkalarına dinletme çabam yok. biliyorum ki herkesin herşeyden aldığı tat başka. herkes kendi yolunu kendi bulmalı. ama bazen çevreden gelen sinyallerin o yolu bulmada insana katkı sağladığı da bir gerçek. yine de insan içinde ne varsa onu çıkarıyor dışarı.

bu nedenle "eyvallah dostum, iyiki yolladın c'etait ici"yi.

birilerine yine beyaz türk yazısı gibi gelecektir bunlar. değil efendim. tutunmaya çabalayan sıradan bir türkün tutunabilmek için kendine bulabildiği yolların iç dökümü. yoksa sizinkiler dert de benimkiler aydın havası değil. tek derdim içinde konuşan sesler değil. sırtımda hissettiğim ve bir türlü silkinip atamadığım yaşam sorunları.

neyse.

izlemek isteyenler için yann tiersen'in konser sonu parçası Le Train burada.

01-03-2008 03:19 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS