<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[TRY - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.tryorum.com/</link>
		<description><![CDATA[TRY - http://www.tryorum.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 12 Mar 2010 13:24:41 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Şarkıcı Bülbül]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16289</link>
			<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 11:18:48 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16289</guid>
			<description><![CDATA[Uzaklardan gelen nağmeler kulaklarından ruhunun derinliklerine yayılmıştı, İhtiyar Kaplumbağanın. Yuvasından çıktı. Büyük ve ağır kabuğunu zorlukla sırtında taşıyordu. Ayakları ağrıyordu, ama olsundu. Sıkıntıya katlanacak fakat en güzel öten, en güzel şarkı söyleyen Bülbül&#8217;ün konserini kaçırmayacaktı. O Bülbül ki, aman efendim, bir ses bir nefes! Duyanlar elindeki işini bırakır, dinlemeye koşardı.. Zalim, bir de yakışıklıydı ki.. Şöyle bir yan döner, kafasını yukarıya kaldırıp şarkı söylemeye başladığı zaman, dinleyenler mest olur &#8220; Ah &#8220; çekerler, biçareler, mecnunlar &#8220; Of &#8220; çekerlerdi. <br />
<br />
<br />
İki ay önce tüm çevre ormanları şampiyonlarının katıldığı güzel ses yarışmasında birinci olup &#8220; Şampiyonlar Şampiyonu &#8220; ünvanını almıştı. Kendisine armağan edilen büyük bir yuvada yaşıyordu. Yuvanın temizliğine ve yiyecek işine yardımcıları bakıyordu. Konserler veriyor, çok kazanıyor, çok harcıyordu. Yakın dostları, arkadaşları yüzleri aşmıştı. Hepsi, iltifat ediyor, övgüler yağdırıyor, çevresinde pervane oluyordu. Bu böyle dört ay daha devam etti. Havalar soğumaya başlamıştı. Orman hayvanları kış uykusuna yatmaya başladılar. Bülbül, yakın arkadaşları ile görkemli yuvasında eğlenceler tertipliyor, şarkılar söyleyip, sabahlara kadar zevk ve eğlence ile vakit geçiriyordu. <br />
<br />
<br />
Karlı bir kış günü Bülbül yuvasından çıktı. Daldan dala neşe ile uçarken yoruldu. Terledi. Susuzluğunu gidermek için, biraz kar yedi. Tekrar havalandı. Uçtu.Uçtu..Akşamüstü yuvasına geri döndü. Arkadaşları evde toplanmışlardı. Bülbül&#8217;ün gelmesiyle eğlenceler tekrar başladı. Sabahlara kadar yediler, içtiler, güldüler, oynadılar. Arkadaşları gittikten sonra, Bülbül odasına girdi. Yatağına yattı. Derin bir uykuya daldı. <br />
<br />
<br />
Vakit öğle üzerini geçmişti. Bülbül uyandı. Başı sersem gibiydi. Ter içindeydi. Yutkunmaya çalıştı, yutkunamadı. Boğazı yanıyordu. Aklını toplamaya çalışırken, dün terliyken soğuk kar yediğini hatırladı. Hastalanmıştı. Hemen doktor Sincap Bey&#8217;i çağırdı. Doktor Sincap, Bülbül&#8217;e dinlenme tavsiye etti. Çeşitli ilaçlar yazdı, haplar verdi. Bülbül, bu tavsiyeleri aynen uyguladı. Birkaç gün sonra iyileşti, ayağa kalktı. Ertesi gün odasında yalnız olduğu bir sırada canı şarkı söylemek istedi. Kendisini ne kadar zorladıysa da fark etmedi; sesi eskisine göre, daha kalın, boğuk ve çatallı çıkıyordu. &#8220; Bu sesle şarkı söylemeye kalkarsam herkesin yanında rezil olurum. Beni alaya alırlar. En iyisi hiç kimseye bundan söz etmemek &#8220; dedi kendi kendine. Sonraki üç ay aynı şekilde eğlenceler devam etti. <br />
<br />
<br />
Nisan ayı geldiğinde kış bitmiş, havalar ısınmıştı. Orman hayvanlarının çoğu kış uykusundan uyanmışlardı. Hemen ormanda konser tertipleyen organizatörler harekete geçtiler. İlk durakları Bülbül&#8217;ün yuvasıydı. Büyük paralar vaat ettikleri halde Bülbül bütün teklifleri geri çevirdi. Aslında paraya çok ihtiyacı vardı. Kış mevsimi boyunca dostlarıyla birlikte, geçen yaz kazandığı paraları harcamıştı. Hazıra dağlar bile dayanmazdı. Çok uğraşıp, çalışıp çabaladığı halde, eskisi gibi güzel şarkı söyleyemiyordu. Sonunda, orman hayvanları arasında Şampiyon Bülbül&#8217;ün sesini kaybettiği hakkında söylenti çıktı. Kimseler evine uğramaz oldu. Hizmetçiler, evi terk etmeye başladılar. Bülbül, maaşlarını ödeyemez duruma gelmişti. <br />
<br />
<br />
Eski şarkıcı Bülbül, görkemli yuvasında yalnız kaldı. Çaresizdi. Tarifsiz acılar içindeydi. En güzel şarkı söyleyen şarkıcı seçilmiş, konserlerde büyük paralar kazanmış, kısa sürede baş döndürücü bir hızla yükselmişti. Gençti, tecrübesizdi, aldanmıştı. Dostları, can arkadaşları neredeydiler şimdi? Fakat onlara da kızamıyordu: &#8220; Beni hiçbirisi zorlamadı ki, her gece eğlenceler düzenle, paralarını bizim için harca diye. &#8220; Ayrıca, soğuk bir kış günü terli terli kar yemişti. Ya buna ne demeliydi?.. <br />
<br />
<br />
İhtiyar Kaplumbağa günlerdir çok üzgündü. Sesine hayran olduğu yakışıklı Bülbül&#8217;ün haline kahroluyordu. Duydukları doğruysa, Bülbül sesini kaybetmişti. Bülbül&#8217;ü evinde arıyor, fakat bulamıyordu. Bir gün ormanın tenha bir yerinde Bülbül&#8217;le karşılaştı. <br />
<br />
<br />
Kaplumbağa: <br />
<br />
&#8220; Merhaba Sayın Bülbül. Ne zamandır sizinle tanışmak istiyordum. Geçen yıl siz şarkı yarışmasını kazandığınızda ben de seyirciler arasındaydım. Sesinizi ilk kez orada duydum, hayran kaldım. Daha sonra verdiğiniz konserlerden hiçbirini kaçırmadım. Siz şarkı söylerken, kendimi bulutların üzerinde gibi hissediyorum &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Bülbül: <br />
&#8220; Ne yazıktır ki, hepsi mazide kaldı. Hatıralar hayal oldu. O bülbül yok artık aramızda. Duymuşsunuzdur, karlı bir kış günü uçarken yorulmuş ve biraz kar yemiştim. Hastalandım. Hastalık birkaç günde geçti. Fakat sesimi kaybetmiştim. Param çokken yanımdan ayrılmayan dostlarım beni terk ettiler&#8230;Her neyse, sizi de meşgul etmeyeyim, belki işiniz vardır &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Kaplumbağa: <br />
<br />
&#8220; Bakın Sayın Bülbül. Ben tam yüz on yaşındayım. Nice olaylara tanık oldum. Bunca uzun süren yaşamım boyunca kimseye zararım dokunmadı. Aksine birçoklarına yardım ettim ve karşılık beklemedim. Anladığım kadarıyla, sesinizi etkileyen, ses tellerinizin iltihaplanmasıdır. Dumanlı dağdaki &#8220; Şifa Veren İksiri &#8220; ağır hastalıklar sonucu oluşan arazların giderilmesine birebirdir. Bu iksirin içinde bulunan elementler, çeşitli hastalıklara iyi geldiği gibi, ses telleri ve gırtlak üzerinde de olumlu etkileri vardır. İksirden günde üç bardak olmak üzere dört gün boyunca içeceksin, dört gün sonunda sesinin düzeldiğini göreceksin. Haydi bakalım Sayın Bülbül, yolun açık olsun &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Bülbül, Kaplumbağa ile vedalaştıktan sonra, bir ok gibi gökyüzüne yükseldi. Kaplumbağanın söyledikleri doğru ise ve sesi düzelirse, tekrar eski güzel günlere dönebilecekti. Fakat çok daha bilinçli ve tutumlu olacaktı. Bülbül, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra, dumanlı dağa vardı. İksirin aktığı pınarı buldu. Dört gün sonunda, sesi eski sağlığına kavuştu. Tekrar ormana döndü. İlk işi kaplumbağa ile buluşmak oldu. Son derece sevinçliydiler. Hemen gidip konser tertipleyen bir organizatörle anlaştılar. Bülbül&#8217;ün konserler vereceği haberi ormanda büyük yankı uyandırdı. Orman hayvanları, Bülbül&#8217;ün büyüleyici sesini dinlemeye koştular. <br />
<br />
<br />
İki hafta sonra: Bülbül eski güzel günlere nihayet dönmüştü. Kazandıklarını harcarken tutumlu davranıyor, gereksiz harcamalardan şiddetle kaçınıyordu. Bir işe karar vermeden önce Kaplumbağa&#8217;ya danışıyor, onun söylediklerini harfiyen uyguluyordu. Organizatörlere yardımcısı olduğunu söyleyip ayrıca Kaplumbağa&#8217;nın para kazanmasını sağlıyordu. Zevk ve eğlence arkadaşları: &#8220; Neden tekrar evinde eğlence düzenlemiyorsun?..&#8220; diye sorduklarında buruk bir şekilde gülümsüyor, &#8220; Yakında arkadaşlar, yakında&#8230;&#8221; diyerek geçiştiriyordu. Bu arkadaşlarıyla daima arasında belirli bir mesafe bırakıyordu. <br />
<br />
En acılı günlerinde karşılık beklemeden yardımcı olan, üstün bilgi ve engin hayat tecrübesine sahip bulunan yüz on yaşındaki ihtiyar Kaplumbağa&#8217;ya sarılıyor ve &#8220; Bir gerçek dost bin posttan iyidir..&#8221; diyordu. <br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Uzaklardan gelen nağmeler kulaklarından ruhunun derinliklerine yayılmıştı, İhtiyar Kaplumbağanın. Yuvasından çıktı. Büyük ve ağır kabuğunu zorlukla sırtında taşıyordu. Ayakları ağrıyordu, ama olsundu. Sıkıntıya katlanacak fakat en güzel öten, en güzel şarkı söyleyen Bülbül&#8217;ün konserini kaçırmayacaktı. O Bülbül ki, aman efendim, bir ses bir nefes! Duyanlar elindeki işini bırakır, dinlemeye koşardı.. Zalim, bir de yakışıklıydı ki.. Şöyle bir yan döner, kafasını yukarıya kaldırıp şarkı söylemeye başladığı zaman, dinleyenler mest olur &#8220; Ah &#8220; çekerler, biçareler, mecnunlar &#8220; Of &#8220; çekerlerdi. <br />
<br />
<br />
İki ay önce tüm çevre ormanları şampiyonlarının katıldığı güzel ses yarışmasında birinci olup &#8220; Şampiyonlar Şampiyonu &#8220; ünvanını almıştı. Kendisine armağan edilen büyük bir yuvada yaşıyordu. Yuvanın temizliğine ve yiyecek işine yardımcıları bakıyordu. Konserler veriyor, çok kazanıyor, çok harcıyordu. Yakın dostları, arkadaşları yüzleri aşmıştı. Hepsi, iltifat ediyor, övgüler yağdırıyor, çevresinde pervane oluyordu. Bu böyle dört ay daha devam etti. Havalar soğumaya başlamıştı. Orman hayvanları kış uykusuna yatmaya başladılar. Bülbül, yakın arkadaşları ile görkemli yuvasında eğlenceler tertipliyor, şarkılar söyleyip, sabahlara kadar zevk ve eğlence ile vakit geçiriyordu. <br />
<br />
<br />
Karlı bir kış günü Bülbül yuvasından çıktı. Daldan dala neşe ile uçarken yoruldu. Terledi. Susuzluğunu gidermek için, biraz kar yedi. Tekrar havalandı. Uçtu.Uçtu..Akşamüstü yuvasına geri döndü. Arkadaşları evde toplanmışlardı. Bülbül&#8217;ün gelmesiyle eğlenceler tekrar başladı. Sabahlara kadar yediler, içtiler, güldüler, oynadılar. Arkadaşları gittikten sonra, Bülbül odasına girdi. Yatağına yattı. Derin bir uykuya daldı. <br />
<br />
<br />
Vakit öğle üzerini geçmişti. Bülbül uyandı. Başı sersem gibiydi. Ter içindeydi. Yutkunmaya çalıştı, yutkunamadı. Boğazı yanıyordu. Aklını toplamaya çalışırken, dün terliyken soğuk kar yediğini hatırladı. Hastalanmıştı. Hemen doktor Sincap Bey&#8217;i çağırdı. Doktor Sincap, Bülbül&#8217;e dinlenme tavsiye etti. Çeşitli ilaçlar yazdı, haplar verdi. Bülbül, bu tavsiyeleri aynen uyguladı. Birkaç gün sonra iyileşti, ayağa kalktı. Ertesi gün odasında yalnız olduğu bir sırada canı şarkı söylemek istedi. Kendisini ne kadar zorladıysa da fark etmedi; sesi eskisine göre, daha kalın, boğuk ve çatallı çıkıyordu. &#8220; Bu sesle şarkı söylemeye kalkarsam herkesin yanında rezil olurum. Beni alaya alırlar. En iyisi hiç kimseye bundan söz etmemek &#8220; dedi kendi kendine. Sonraki üç ay aynı şekilde eğlenceler devam etti. <br />
<br />
<br />
Nisan ayı geldiğinde kış bitmiş, havalar ısınmıştı. Orman hayvanlarının çoğu kış uykusundan uyanmışlardı. Hemen ormanda konser tertipleyen organizatörler harekete geçtiler. İlk durakları Bülbül&#8217;ün yuvasıydı. Büyük paralar vaat ettikleri halde Bülbül bütün teklifleri geri çevirdi. Aslında paraya çok ihtiyacı vardı. Kış mevsimi boyunca dostlarıyla birlikte, geçen yaz kazandığı paraları harcamıştı. Hazıra dağlar bile dayanmazdı. Çok uğraşıp, çalışıp çabaladığı halde, eskisi gibi güzel şarkı söyleyemiyordu. Sonunda, orman hayvanları arasında Şampiyon Bülbül&#8217;ün sesini kaybettiği hakkında söylenti çıktı. Kimseler evine uğramaz oldu. Hizmetçiler, evi terk etmeye başladılar. Bülbül, maaşlarını ödeyemez duruma gelmişti. <br />
<br />
<br />
Eski şarkıcı Bülbül, görkemli yuvasında yalnız kaldı. Çaresizdi. Tarifsiz acılar içindeydi. En güzel şarkı söyleyen şarkıcı seçilmiş, konserlerde büyük paralar kazanmış, kısa sürede baş döndürücü bir hızla yükselmişti. Gençti, tecrübesizdi, aldanmıştı. Dostları, can arkadaşları neredeydiler şimdi? Fakat onlara da kızamıyordu: &#8220; Beni hiçbirisi zorlamadı ki, her gece eğlenceler düzenle, paralarını bizim için harca diye. &#8220; Ayrıca, soğuk bir kış günü terli terli kar yemişti. Ya buna ne demeliydi?.. <br />
<br />
<br />
İhtiyar Kaplumbağa günlerdir çok üzgündü. Sesine hayran olduğu yakışıklı Bülbül&#8217;ün haline kahroluyordu. Duydukları doğruysa, Bülbül sesini kaybetmişti. Bülbül&#8217;ü evinde arıyor, fakat bulamıyordu. Bir gün ormanın tenha bir yerinde Bülbül&#8217;le karşılaştı. <br />
<br />
<br />
Kaplumbağa: <br />
<br />
&#8220; Merhaba Sayın Bülbül. Ne zamandır sizinle tanışmak istiyordum. Geçen yıl siz şarkı yarışmasını kazandığınızda ben de seyirciler arasındaydım. Sesinizi ilk kez orada duydum, hayran kaldım. Daha sonra verdiğiniz konserlerden hiçbirini kaçırmadım. Siz şarkı söylerken, kendimi bulutların üzerinde gibi hissediyorum &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Bülbül: <br />
&#8220; Ne yazıktır ki, hepsi mazide kaldı. Hatıralar hayal oldu. O bülbül yok artık aramızda. Duymuşsunuzdur, karlı bir kış günü uçarken yorulmuş ve biraz kar yemiştim. Hastalandım. Hastalık birkaç günde geçti. Fakat sesimi kaybetmiştim. Param çokken yanımdan ayrılmayan dostlarım beni terk ettiler&#8230;Her neyse, sizi de meşgul etmeyeyim, belki işiniz vardır &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Kaplumbağa: <br />
<br />
&#8220; Bakın Sayın Bülbül. Ben tam yüz on yaşındayım. Nice olaylara tanık oldum. Bunca uzun süren yaşamım boyunca kimseye zararım dokunmadı. Aksine birçoklarına yardım ettim ve karşılık beklemedim. Anladığım kadarıyla, sesinizi etkileyen, ses tellerinizin iltihaplanmasıdır. Dumanlı dağdaki &#8220; Şifa Veren İksiri &#8220; ağır hastalıklar sonucu oluşan arazların giderilmesine birebirdir. Bu iksirin içinde bulunan elementler, çeşitli hastalıklara iyi geldiği gibi, ses telleri ve gırtlak üzerinde de olumlu etkileri vardır. İksirden günde üç bardak olmak üzere dört gün boyunca içeceksin, dört gün sonunda sesinin düzeldiğini göreceksin. Haydi bakalım Sayın Bülbül, yolun açık olsun &#8220; dedi. <br />
<br />
<br />
Bülbül, Kaplumbağa ile vedalaştıktan sonra, bir ok gibi gökyüzüne yükseldi. Kaplumbağanın söyledikleri doğru ise ve sesi düzelirse, tekrar eski güzel günlere dönebilecekti. Fakat çok daha bilinçli ve tutumlu olacaktı. Bülbül, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra, dumanlı dağa vardı. İksirin aktığı pınarı buldu. Dört gün sonunda, sesi eski sağlığına kavuştu. Tekrar ormana döndü. İlk işi kaplumbağa ile buluşmak oldu. Son derece sevinçliydiler. Hemen gidip konser tertipleyen bir organizatörle anlaştılar. Bülbül&#8217;ün konserler vereceği haberi ormanda büyük yankı uyandırdı. Orman hayvanları, Bülbül&#8217;ün büyüleyici sesini dinlemeye koştular. <br />
<br />
<br />
İki hafta sonra: Bülbül eski güzel günlere nihayet dönmüştü. Kazandıklarını harcarken tutumlu davranıyor, gereksiz harcamalardan şiddetle kaçınıyordu. Bir işe karar vermeden önce Kaplumbağa&#8217;ya danışıyor, onun söylediklerini harfiyen uyguluyordu. Organizatörlere yardımcısı olduğunu söyleyip ayrıca Kaplumbağa&#8217;nın para kazanmasını sağlıyordu. Zevk ve eğlence arkadaşları: &#8220; Neden tekrar evinde eğlence düzenlemiyorsun?..&#8220; diye sorduklarında buruk bir şekilde gülümsüyor, &#8220; Yakında arkadaşlar, yakında&#8230;&#8221; diyerek geçiştiriyordu. Bu arkadaşlarıyla daima arasında belirli bir mesafe bırakıyordu. <br />
<br />
En acılı günlerinde karşılık beklemeden yardımcı olan, üstün bilgi ve engin hayat tecrübesine sahip bulunan yüz on yaşındaki ihtiyar Kaplumbağa&#8217;ya sarılıyor ve &#8220; Bir gerçek dost bin posttan iyidir..&#8221; diyordu. <br />
<br />
<br />
Yazan: Serdar Yıldırım <br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[dönem edevi her yerde aradım lütfen yardım edin]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16287</link>
			<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 12:14:52 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16287</guid>
			<description><![CDATA[ben lise 3 ögrencisiyim dil anlatım hocası dönem ödevi olarak ( sanat ,bilim ,edebiyat konularında söyleşi yazma) mı istedi bir yardım ederseniz cok mutlu olucam  lütfen yardım edin cok aradım ama bulamadım]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ben lise 3 ögrencisiyim dil anlatım hocası dönem ödevi olarak ( sanat ,bilim ,edebiyat konularında söyleşi yazma) mı istedi bir yardım ederseniz cok mutlu olucam  lütfen yardım edin cok aradım ama bulamadım]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[analog-dijital dönüştürücü devre yapımı ???]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16279</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 21:07:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16279</guid>
			<description><![CDATA[meslek Lisesinde telekom bölümünde okuyorum. Yardım edebilecek kişiler buraya cvp yazabilirler.YaRdım edenlere şimdiden cokk tesekkurler]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[meslek Lisesinde telekom bölümünde okuyorum. Yardım edebilecek kişiler buraya cvp yazabilirler.YaRdım edenlere şimdiden cokk tesekkurler]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elektrik Elektronik Bakım onarım Staj Defteri Cizimleri Lütfen yardım edin:(]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16280</link>
			<pubDate>Tue, 09 Feb 2010 14:25:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16280</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar Elektrik Elektronik bölümünde okuyorm son senem staj yeri bana çzim vermiyor bilmiyor gittiğim yer ne yapmalıym yardım edin lütfen biriniz bana bunu temiz edin cok önemli sınıfta kalmam söz konusu :( Yardımlarınızı bekliyorum.. [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.tryorum üyesi olmak için tıklayınız]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar Elektrik Elektronik bölümünde okuyorm son senem staj yeri bana çzim vermiyor bilmiyor gittiğim yer ne yapmalıym yardım edin lütfen biriniz bana bunu temiz edin cok önemli sınıfta kalmam söz konusu :( Yardımlarınızı bekliyorum.. [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.tryorum üyesi olmak için tıklayınız]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Taban ve Tavan puanları her sene değişirmi ?]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16283</link>
			<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 00:13:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16283</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar aklıma takıldı şimdi 2008 senesinde oks ye göre yerleştirme yapılıyordu mesela ozaman bir lisenin taban puanı 410 du 2009 da ise 425 e çıktı şimdi 2010 da değişecekmi değişirse neye göre değişecek ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar aklıma takıldı şimdi 2008 senesinde oks ye göre yerleştirme yapılıyordu mesela ozaman bir lisenin taban puanı 410 du 2009 da ise 425 e çıktı şimdi 2010 da değişecekmi değişirse neye göre değişecek ?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Beyler Okul hakkında bilginlendirin]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16284</link>
			<pubDate>Sat, 06 Feb 2010 22:27:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16284</guid>
			<description><![CDATA[Beyler Birisi diyor pazartesi okul yok digeri diyor 1 hafta okul yok <br />
birisi gercegi söleyebilir mi :D<br />
<br />
acil]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Beyler Birisi diyor pazartesi okul yok digeri diyor 1 hafta okul yok <br />
birisi gercegi söleyebilir mi :D<br />
<br />
acil]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Liseler İçin Not Hesaplama Programı]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16286</link>
			<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 21:57:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16286</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaşlar karne gününü geride bıraktık ama şahsım adına konuşayım karne notlarımı hesaplarken saatler harcadım.Bundan yola çıkarak bir program yazdım.Bu Program sayesinde 1 dakika içerisinde Hem eski sisteme hemde yeni sisteme göre karne notunuzu hesaplayabilirsiniz.Neyse lafı fazla uzatmayayım iyi günlerde kullanın...<br />
<br />
Buyrun Link:<br />
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.tryorum üyesi olmak için tıklayınız]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaşlar karne gününü geride bıraktık ama şahsım adına konuşayım karne notlarımı hesaplarken saatler harcadım.Bundan yola çıkarak bir program yazdım.Bu Program sayesinde 1 dakika içerisinde Hem eski sisteme hemde yeni sisteme göre karne notunuzu hesaplayabilirsiniz.Neyse lafı fazla uzatmayayım iyi günlerde kullanın...<br />
<br />
Buyrun Link:<br />
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.tryorum üyesi olmak için tıklayınız]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[## Okul Çocukları Müjde!! E-Okul Çökmüş Karneler Verilmiyor :) ##]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16285</link>
			<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 14:33:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16285</guid>
			<description><![CDATA[E-Okula Fazla Yüklenmişler :)<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[E-Okula Fazla Yüklenmişler :)<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TTNET Vitamin?]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16282</link>
			<pubDate>Wed, 20 Jan 2010 15:49:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16282</guid>
			<description><![CDATA[Merhaba arkadaşlar ttnet vitamin alayım dedim gerekli herşeyi giriyorum;<br />
Paketinize uygun ek servis sağlayıcı bulunamadı falan diyor.Ne için ttnet vitamin satın alamıyorum?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Merhaba arkadaşlar ttnet vitamin alayım dedim gerekli herşeyi giriyorum;<br />
Paketinize uygun ek servis sağlayıcı bulunamadı falan diyor.Ne için ttnet vitamin satın alamıyorum?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SORU]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16278</link>
			<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 18:54:10 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16278</guid>
			<description><![CDATA[MERHABA SEVGİLİ ARKADAŞLAR.asker üniformaları ile bilgisi olan arkadaşlara bir üniforma tarifi yapmak istiyorum.bu üniformanın hangi komutanlığa veya kuruma ait olduğunu bildirirseniz çok sevinirim.önü lacivert beyaz şapka ve tamamen lacivert üniforma.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[MERHABA SEVGİLİ ARKADAŞLAR.asker üniformaları ile bilgisi olan arkadaşlara bir üniforma tarifi yapmak istiyorum.bu üniformanın hangi komutanlığa veya kuruma ait olduğunu bildirirseniz çok sevinirim.önü lacivert beyaz şapka ve tamamen lacivert üniforma.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yardım]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16277</link>
			<pubDate>Wed, 23 Dec 2009 22:07:48 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16277</guid>
			<description><![CDATA[Selam bana acilen son 10 yılda Öss de çıkan Denklemler le ilgili sorulara ve cevaplarına ihtiyacım var <br />
Şimdiden çok teşekkür ederim yardımcı olan kardeşlerime ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Selam bana acilen son 10 yılda Öss de çıkan Denklemler le ilgili sorulara ve cevaplarına ihtiyacım var <br />
Şimdiden çok teşekkür ederim yardımcı olan kardeşlerime ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[elektrik staj defteri]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16281</link>
			<pubDate>Thu, 12 Nov 2009 23:06:00 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16281</guid>
			<description><![CDATA[sa baştan bana acil elektirik staj defterini uploup edebilecek varmi 2008-2009 dönemi olması şart değil lütfen çok lazim]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[sa baştan bana acil elektirik staj defterini uploup edebilecek varmi 2008-2009 dönemi olması şart değil lütfen çok lazim]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Atatürk'ün Çocukluğu'na Ait Hikayeler]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16276</link>
			<pubDate>Sat, 05 Sep 2009 14:05:37 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16276</guid>
			<description><![CDATA[  <br />
<br />
						   ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 1 <br />
<br />
Mustafa, annesi ve kız kardeşi ile birlikte dayısının çiftliğine gitti. Akşamüstü çiftliğe vardıklarında dayısı onları çok candan bir şekilde karşıladı. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar daha sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler. <br />
<br />
Ertesi sabah sabahın erken saatlerinde dayısı Mustafa&#8217;ya çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittiler. Tarlanın kenarına geldiklerinde dayısı parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: &#8220; Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Oh ne ala, ne ala! Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının.  Yaptıkları anca zarar, ziyan.  Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar  &#8220; gak gak &#8220; diye öterler yüzlü yüzlü. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları &#8220; diye söylendi. <br />
<br />
Mustafa ile dayısının geldiklerini gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururlarken Mustafa,  dayısına: &#8220; Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? &#8220;  dedi.    &#8220; Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? &#8220; <br />
<br />
Dayısı: <br />
<br />
&#8220; Yerler Mustafa&#8217;m  yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar&#8221; dedi. Bunun üzerine Mustafa konuyu toparlama ihtiyacı hissetti: &#8220; Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgulaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa!  Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. &#8220; <br />
<br />
Ertesi sabah erkenden yengesinin hazırladığı börekleri bir torbaya koyan Mustafa kız kardeşi Makbule ile birlikte dayısının bakla tarlasına geldi. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladılar. Öğle vaktine doğru ikisi de çok yorulmuştu. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler  Mustafa ile Makbule hemen koşuyorlar kargaları kovalıyorlardı. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak onları yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengesinin hazırladığı börekleri yerlerken  Mustafa  Makbule&#8217;ye  sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğunu söyledi ve şunları ekledi: &#8220; Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim.  Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun iki kat azaldığını fark edeceksin. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne diyebilirim ki  Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni tam olarak anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz  vermiştim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın  kendi buluşu olan yöntem başarılı oldu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların üzgün ve perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annesi Zübeyde Hanım, &#8220; Benim Mustafa&#8217;m çok akıllıdır &#8220; diyerek sarı saçlı, mavi gözlü oğlunu gururla alnından öperken, Mustafa vakur halini hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordu. <br />
<br />
						   <br />
					   ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 2 <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kız kardeşi Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün Mustafa tek başına bakla tarlasında bekçilik yapacaktı. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığı ilk günlerde kargalar Mustafa&#8217;nın ne derece zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve onun uyguladığı yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Mustafa sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın tam ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdu. Aradan yarım saat geçmeden canı sıkılmaya başladı. Böyle boş oturmak O&#8217;na göre değildi. O, bir şeylerle meşgul olsun, bir işe yarasın, faydalı olsun isterdi. Dayısının bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordu, faydalı oluyordu, fakat bunlar yeterli miydi? Hayır, yeterli değildi. Ne yapabilirdi? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdun, öğrenirdin, fikirlerin gelişirdi. Mustafa bir kitap alıp okumaya başladı. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canı da sıkılmıyordu. <br />
<br />
Aradan iki saat geçmişti. Mustafa  ilerdeki  tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördü. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilen Mustafa yerinden kalktı, kitabı kulübeye bıraktı ve yaşlı adamın yanına gitti. Mustafa söze şöyle bir giriş yaptı: &#8220; Merhaba dede, nereye böyle? &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam: <br />
<br />
&#8220; Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak götürüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam  konuşurken Mustafa oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemişti. Şimdi söz hakkı Mustafa&#8217;nındı: <br />
<br />
&#8220; Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217; nın  coşku dolu konuşması yaşlı adamı şaşırtmıştı. On yaşlarındaki bir çocuğun bu derece bilgili ve kültürlü olması, düşüncesini korkusuzca söyleyebilmesi, öğrendiklerini yeterli bulmaması, yeni bir şeyler daha öğrenmek için soru sorması akıl alır gibi değildi. Hani bu yaşlardaki kaç çocuğun aklına gelirdi vatan sevgisi? <br />
<br />
Yaşlı adam düşüncelerinden sıyrılınca, gülümseyerek: &#8220; Evlat, adını demedin bana, neydi adın? &#8220; deyince Mustafa: &#8220; Dede, benim adım Mustafa &#8220; dedi. Bunun üzerine yaşlı adam: &#8220; Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı  O&#8217;nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. &#8220; <br />
<br />
Mustafa:   <br />
<br />
&#8220; Bundan sonra Namık Kemal&#8217;in  şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum &#8220; dedi. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: <br />
<br />
&#8220; Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa  yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun &#8220; dedi. Mustafa yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndü ve sandalyesine oturarak konuşulanları düşünmeye başladı. <br />
						     <br />
  <br />
						  <br />
  <br />
<br />
						   ATATÜRK&#8217;ÜN  ÇOCUKLUĞU &#8211; 3 <br />
<br />
Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Hüseyin Ağa: &#8220; Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? &#8220; <br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın karısı: &#8220; Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. &#8220; <br />
Hüseyin  Ağa:  &#8220; Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. &#8220; <br />
Hüseyin  Ağa&#8217;nın  çocukları, Zübeyde Hanım, Mustafa ve Makbule çapayı almadıklarını söylediler.  Bunun üzerine Hüseyin Ağa: &#8220; Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? &#8220; diye sordu. <br />
Karısı: &#8220; Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Desene çapa sır olup uçtu. &#8220; <br />
Mustafa fikrini söylemek ihtiyacını hissetmişti: &#8220; Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? &#8220; <br />
Mustafa&#8217;nın  sorusu odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler Mustafa&#8217;dan yana döndü. <br />
Hüseyin Ağa:  &#8220; Ne hırsızı? &#8220;  diyebildi. <br />
Mustafa: &#8220; Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? &#8220;   <br />
<br />
&#8220; Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Mustafa&#8217;nın  dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk.  Darısı bütün çocukların başına. &#8220; <br />
<br />
Hüseyin  Ağa  gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti Mustafa devraldı. Mustafa avluyu en iyi görebileceği yer olan çiftlik evinin birinci kat merdiveninin orta sırasına oturdu. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önünden geçecek ve onu rahatça görecekti. Aradan bir saat geçmişti ki, Mustafa karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördü. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki, hayret edersin.  Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma,  kürek, çapa eline ne gelirse al git. Mustafa köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanımıştı. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordu. Konuşmuşlukları, tanışmışlıkları vardı. Bırak Hüseyin Ağa&#8217;yı,  bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün  ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, kendisini hiçe saymasını, kendisinin de bulunduğu çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruna yediremedi. Mustafa kızgın bir şekilde yerinden kalktı, gitti kulübenin kapısının dört-beş metre gerisinde durdu, ellerini beline dayadı, bekledi. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, Mustafa&#8217;yı  gördü, elindeki kürek yere düştü. Adamın gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Adam  elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak Mustafa&#8217;nın yanından yürüdü, gitti. Mustafa o gece sabaha kadar nöbet tuttu. Aslında Mustafa&#8217;dan  sonra nöbet sırası amcasının oğluna geliyordu ama Mustafa amcasının oğlunun yerine de nöbet tutmuştu. Çünkü O,  yarın yapacağı girişimleri  bir plan dahilinde belirlemek istiyordu. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. <br />
<br />
Mustafa ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gitti. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. <br />
Mustafa:  &#8220; Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. &#8220; <br />
Ahmet:  &#8220; Hoş geldin,  Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. &#8220; <br />
Mustafa:  &#8220; Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? &#8220; <br />
Ahmet:  &#8220; Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi  Mustafa abi?  &#8220;  İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Mustafa gözyaşlarını tutamadı. Birkaç dakika sonra Mustafa ile Ahmet içeri girdiler. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Mustafa&#8217;yı  görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak Mustafa&#8217;nın sarılmasını bekledi. Mustafa sandalyeye oturdu ama bu davranışının sebebini açıklaması gerekti. <br />
<br />
&#8220; Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. &#8220;  Hasta kadın zorlukla konuştu:  &#8220; Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. &#8220;  Daha sonra çiftliğe dönen Mustafa olanlardan kimseye söz etmedi. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı  son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Son sözü Mustafa  söyledi: <br />
<br />
&#8220; Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür.  Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. <br />
<br />
					    <br />
				 	  ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 4 <br />
<br />
Bazı günler Mustafa  Makbule&#8217;yi   bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün  Mustafa  gezerken  bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. &#8220; Varsın çalsın garip &#8220; diye düşündü.	   &#8220; Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. &#8220; Aradan yarım saat geçti. Çocuk,  türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. &#8220; Acaba kim ki? &#8220; diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek: <br />
<br />
&#8220; Merhaba arkadaş, afiyet olsun &#8220; dedi. &#8220; Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. &#8220; <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Tabii gel gel, buyur şöyle &#8220; dedi. &#8220; Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. &#8220; <br />
<br />
Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa: &#8220; Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? &#8220; diye sordu. <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz  &#8220; dedi. &#8220; Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları,  deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok.  Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa  vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben,  annem ve kız kardeşimle birlikte  Selanik&#8217;ten  dayım  Hüseyin Ağa&#8217;nın  yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Tabii ki,  isterim istemesine de,  becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. &#8220; <br />
<br />
Mustafa  daha sonra konuşmasının bir bölümünde  Selanik&#8217;te  Şemsi Efendi&#8217;nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye&#8217;nin  imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye&#8217;yi  bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda  subay  olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali  bir süre daha  konuşmalarına devam ettiler ve yarın  aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa&#8217;nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra  Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Arkadaş, annem beni Selanik&#8217;e  teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik&#8217;te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal&#8230;&#8221;  dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra: <br />
<br />
&#8220; Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? &#8220;  derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. <br />
<br />
											   SON ]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[  <br />
<br />
						   ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 1 <br />
<br />
Mustafa, annesi ve kız kardeşi ile birlikte dayısının çiftliğine gitti. Akşamüstü çiftliğe vardıklarında dayısı onları çok candan bir şekilde karşıladı. Hal-hatır sormalardan, iltifatlardan sonra akşam yemeği yendi. Yemekten sonra bir saat kadar daha sohbet edildi ve ardından geceyi geçirmek üzere odalarına çekildiler. <br />
<br />
Ertesi sabah sabahın erken saatlerinde dayısı Mustafa&#8217;ya çiftliğin her tarafını gezdirip gösterdi. Öğle vaktine doğru bakla tarlasına gittiler. Tarlanın kenarına geldiklerinde dayısı parmağı ile tarlasındaki tohumları yemekte olan kargaları işaret ederek: &#8220; Bak Mustafa, şu kargaları görüyor musun? İşte bunlar bizim baş düşmanımız. Ben uğraşayım, çalışayım, onlar gelsinler tohumları yesin bitirsinler. Oh ne ala, ne ala! Kimseye faydası olmaz şu karga murdarının.  Yaptıkları anca zarar, ziyan.  Bir de şu korkuluğun omuzlarına, kafasına konarlar  &#8220; gak gak &#8220; diye öterler yüzlü yüzlü. Korkuluğun sadece adı korkuluk. Şu hale bak. Dört beş karga omuzlarına konmuş, yemişler tohumları, doymuşlar, güneşleniyorlar. Gel Mustafa, kovalım şunları &#8220; diye söylendi. <br />
<br />
Mustafa ile dayısının geldiklerini gören kargalar uçup gittiler. Daha sonra dinlenmek için bir ağacın altına otururlarken Mustafa,  dayısına: &#8220; Dayıcığım, bu tarla hep böyle midir? &#8220;  dedi.    &#8220; Yani içinde çalışan, bekleyen olmadığı zamanlar kargalar tohumları yerler mi? &#8220; <br />
<br />
Dayısı: <br />
<br />
&#8220; Yerler Mustafa&#8217;m  yerler. Bunlar sahipsiz bir tarla görmesinler. Onu, yirmisi toplanır gelir. Böyle gündüzleri tarlada beklemezsen birkaç haftaya kalmaz toprakta bir tek tane bırakmazlar&#8221; dedi. Bunun üzerine Mustafa konuyu toparlama ihtiyacı hissetti: &#8220; Peki dayıcığım, o zaman kargalar tohumları yiyip bitirmesinler diye sabahtan akşama kadar bekçilik yapmak zorunda kalıyorsunuz. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aynen dediğin gibi oluyor Mustafa. Çiftlikte yapılacak bir sürü iş varken, ben buraya gelip karga peşinde koşuyorum. Ne yaparsın ki, bu bakla tarlası çok önemli. Baklalar olgulaşınca hem kendimize yemeklik oluyor, hem de arabaya yükleyip pazarda satıyorum; iyi de para ediyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Demek ki burada bekçilik yapmak işleriniz için büyük engel teşkil ediyor, sevgili dayıcığım. O halde izin verirseniz yarından tezi yok kardeşim Makbule ile gelip burada bekleriz. Siz de çiftlikteki işleri yoluna koyarsınız. Kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğimi bilmenizi isterim. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Hay, sen aklınla bin yaşa, Mustafa!  Bak bu hiç aklıma gelmemişti. Daha önce defalarca düşünüp de içinden çıkamadığım bu büyük sorunu kolayca çözüverdin. Bugün akşama kadar burada kalırız. Tarla bekçiliği nasıl yapılır iyice öğrenirsin. Zaten zor bir tarafı yok canım. Biraz dikkatli olup kargaları kollaman yeterli. Akşama çiftliğe dönünce annene ben söylerim. Onun da rızasını almak lazım. &#8220; <br />
<br />
Ertesi sabah erkenden yengesinin hazırladığı börekleri bir torbaya koyan Mustafa kız kardeşi Makbule ile birlikte dayısının bakla tarlasına geldi. Gelir gelmez de, tarlaya inen kargaları kovalamaya başladılar. Öğle vaktine doğru ikisi de çok yorulmuştu. Bunun sebebi: Bir defa tarla oldukça büyüktü. Bir tarafa üç beş karga tohumları yemek için gelseler  Mustafa ile Makbule hemen koşuyorlar kargaları kovalıyorlardı. Aynı kargalar uçuyorlar, tarlanın öteki tarafına iniyorlardı. Tarlanın bir başından bir başına koşup durmak onları yormuştu. İşin içine başka kargalar da karışınca durum iyice çekilmez hal almıştı. Öğle vakti bir köşede oturup yengesinin hazırladığı börekleri yerlerken  Mustafa  Makbule&#8217;ye  sorunu kökünden halledecek bir yöntem bulduğunu söyledi ve şunları ekledi: &#8220; Makbule, kargaların bize oynadığı oyunun bilmem farkında mısın? Biz bu tarlaya gelir gelmez acemi olduğumuzu anladılar. Uygulamak istediğim yöntem oldukça basit. Tarlanın ortasında bulunan kulübenin içinden tarlayı enlemesine bölen bir çizgi çektiğimizi farz edelim.  Bu çizgi tarlayı iki eşit parçaya böler. Yukarı tarafta kalan parça biraz meyilli, burası benim olsun. Aşağı tarafta kalan parça dümdüz, burası da senin olsun. Herkes kendi bölgesindeki kargaların kovalanmasından sorumlu olacak. Eğer kendi bölgenin ortalarına yakın bir yerde durmaya özen gösterirsen sabahki yorgunluğunun iki kat azaldığını fark edeceksin. Şimdi konuyla ilgili bana sormak istediğin bir şey var mı? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne diyebilirim ki  Mustafa abi. Sen yapmamız gerekeni tam olarak anlattın. Burada bana düşen görev anlattıklarını eksiksiz olarak uygulamamdır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Aferin sana Makbule. Senin gibi söz dinleyen, kavrayışı kuvvetli bir yardımcı ile çalışmak benim için şereftir. Bu başarı sadece benim değil, ikimizin başarısı olacaktır. Şimdi biraz acele edelim, böreklerimizi yiyelim de işe başlayalım. Bak kargalara, meydanı boş bulunca nasıl da çoğalıverdiler. Belki şu an için tarlanın üstünde uçmaktan başka bir şey yaptıkları yok ama eğer acele etmezsek birer ikişer tarlaya inmeye başlayacaklarına eminim. Dayıma, kargaların tarlanızdan bir tek tohum yemelerine izin vermeyeceğim, diyerek söz  vermiştim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın  kendi buluşu olan yöntem başarılı oldu. Akşamüstü hava kararmaya başladığında kargalar geceyi geçirmek için konaklama yerlerine giderlerken aç ve yorgundular. Çiftlikte yenen akşam yemeğinden sonra Makbule, o gün olanları ve kargaların üzgün ve perişan bir şekilde gidişlerini anlatırken, odada bulunanlar kahkahalarla gülmekten kendilerini alamıyorlardı. Annesi Zübeyde Hanım, &#8220; Benim Mustafa&#8217;m çok akıllıdır &#8220; diyerek sarı saçlı, mavi gözlü oğlunu gururla alnından öperken, Mustafa vakur halini hiç bozmadan duruyor, sadece gülümsemekle yetiniyordu. <br />
<br />
						   <br />
					   ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 2 <br />
<br />
Mustafa&#8217;nın kız kardeşi Makbule rahatsızlandığı için çiftlikte kalmıştı. Bugün Mustafa tek başına bakla tarlasında bekçilik yapacaktı. Şu karga kovalama işinin pek bir zorluğu kalmamıştı. Bakla tarlasına gelmeye başladığı ilk günlerde kargalar Mustafa&#8217;nın ne derece zorlu bir rakip olduğunu anlamışlar ve onun uyguladığı yöntemi müthiş bir mücadele örneği göstermelerine karşın boşa çıkaramamışlar, çekilip gitmişlerdi. Mustafa sabah erkenden bakla tarlasına gelince tarlanın tam ortasında bulunan kulübenin önüne bir sandalye çıkarıp oturdu. Aradan yarım saat geçmeden canı sıkılmaya başladı. Böyle boş oturmak O&#8217;na göre değildi. O, bir şeylerle meşgul olsun, bir işe yarasın, faydalı olsun isterdi. Dayısının bakla tarlasında bekçilik yapmakla bir işe yarıyordu, faydalı oluyordu, fakat bunlar yeterli miydi? Hayır, yeterli değildi. Ne yapabilirdi? Kulübede birkaç tane ders kitabı vardı. Kitap en iyi arkadaştı. Okurdun, öğrenirdin, fikirlerin gelişirdi. Mustafa bir kitap alıp okumaya başladı. Böylesi çok daha iyiydi, hem artık canı da sıkılmıyordu. <br />
<br />
Aradan iki saat geçmişti. Mustafa  ilerdeki  tarlaların arasındaki patika yoldan yaşlı bir adamın geldiğini gördü. Yaşlı adamın yanında bir kuzu vardı. Onun gelip tarlanın kenarındaki bir ağacın altına oturmasını fırsat bilen Mustafa yerinden kalktı, kitabı kulübeye bıraktı ve yaşlı adamın yanına gitti. Mustafa söze şöyle bir giriş yaptı: &#8220; Merhaba dede, nereye böyle? &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam: <br />
<br />
&#8220; Yolcuyum ben evlat, kasabaya oğlumun yanına gidiyorum. Bu kuzuyu toruna hediye olarak götürüyorum. Geçen ay köye gelmişlerdi, bir hafta kaldılar. Torun kuzu diye tutturmuştu. Ben de, şimdi çok küçükler, biraz büyüsünler bir tane sana getiririm dediydim. Alsın kuzuyu besleyip büyütsün. Dünyada en önemli şey sevgidir. Sevgisiz kalmış bir insan kuru bir ağaca benzer. Zamanında onun kalbine sevgi tohumu ekilmemiştir, sevmek öğretilmemiştir. Bir bilinmezlik içinde bocalar durur. Yüzyıllardır süregelen anlamsız kargaşayı sevgi yoksunu insanlar çıkardılar. Toplumları birbirine düşman ettiler. Sonuçta bunun acısını insanlık çekti. İnsanlara sevgiyle yaklaşmalı, onların kalplerine sevgi tohumu ekmeliyiz. Sevmek çok güzel bir duygudur ve insanı hayata bağlar. Sevelim, sevilelim, hayatın tadına varalım. &#8220; <br />
<br />
Yaşlı adam  konuşurken Mustafa oturmuş ve anlattıklarını ilgiyle dinlemişti. Şimdi söz hakkı Mustafa&#8217;nındı: <br />
<br />
&#8220; Dede, bazı insanlar nedense vatanlarını sevmiyorlar. Ben vatanımı çok seviyorum ve bu vatanın evladı olduğum için gurur duyuyorum. Şimdi vatanlarını sevmeyenler vatanını sevmeyi nasıl öğrenecek ve ben vatan sevgimi nasıl geliştirebilirim. Tavsiyelerin neler olacak? &#8220; <br />
<br />
Mustafa&#8217; nın  coşku dolu konuşması yaşlı adamı şaşırtmıştı. On yaşlarındaki bir çocuğun bu derece bilgili ve kültürlü olması, düşüncesini korkusuzca söyleyebilmesi, öğrendiklerini yeterli bulmaması, yeni bir şeyler daha öğrenmek için soru sorması akıl alır gibi değildi. Hani bu yaşlardaki kaç çocuğun aklına gelirdi vatan sevgisi? <br />
<br />
Yaşlı adam düşüncelerinden sıyrılınca, gülümseyerek: &#8220; Evlat, adını demedin bana, neydi adın? &#8220; deyince Mustafa: &#8220; Dede, benim adım Mustafa &#8220; dedi. Bunun üzerine yaşlı adam: &#8220; Sana tavsiyem Büyük Vatan Şairi Namık Kemal olacak. Namık Kemal, türlü engellemelere karşın vatanını çok sevdiğini haykırmaktan çekinmedi. Bu uğurda çok acı çekti, fakat hiçbir acı  O&#8217;nu vatanına hizmetten alıkoyamadı. &#8220; <br />
<br />
Mustafa:   <br />
<br />
&#8220; Bundan sonra Namık Kemal&#8217;in  şiirlerini daha bir önem vererek okuyacağıma söz veriyorum. Dede, mutluluk nedir sence? Ben mutlu olmak insandan insana değişebilir diyorum &#8220; dedi. Yaşlı adamın mutluluk hakkında söyledikleri şunlar oldu: <br />
<br />
&#8220; Mutluluk yaşamsal bir gerçektir yani yaşamda mutluluk vardır ve her insanın mutluluğu ayrıdır. Hakkın olan mutluluğu başkalarının mutluluğuna gölge düşürmeden istemek sana kalmıştır. Mutlu olmak için büyük şeyler istemek gerekmez. İnsan isterse bir kelebeğin uçuşunu görüp mutlu olabilir. Her neyse Mustafa  yavaş yavaş kalkayım. Hava kararmadan kasabaya varmalıyım. Anlattıklarımın sana bir parça faydası olduysa ne mutlu bana. İyi günler dilerim. &#8220; <br />
<br />
Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Ne demek dede, hem de çok faydası oldu. Ben de sana iyi günler dilerim. Yolun açık olsun &#8220; dedi. Mustafa yaşlı adam gittikten sonra kulübeye döndü ve sandalyesine oturarak konuşulanları düşünmeye başladı. <br />
						     <br />
  <br />
						  <br />
  <br />
<br />
						   ATATÜRK&#8217;ÜN  ÇOCUKLUĞU &#8211; 3 <br />
<br />
Bir akşam yemeği sonrasında çiftlikteki odada oturulmuş ve gündelik olaylar konuşuluyordu. Hüseyin Ağa: &#8220; Yarın erkenden elma bahçesini çapalayıp, yabani otları ayıklamaya gidecektim ama çapayı bulamadım. Hanım, çapayı bir yere koymuş olmayasın? &#8220; <br />
Hüseyin Ağa&#8217;nın karısı: &#8220; Efendi, çapanın alet dolabında olması lazım. İki gün önce temizlik yaparken oradaydı. &#8220; <br />
Hüseyin  Ağa:  &#8220; Öyle de bugün akşamüstü baktım dolapta yoktu. Belki dedim sağa sola bırakmışlardır. Aradım, bulamadım. &#8220; <br />
Hüseyin  Ağa&#8217;nın  çocukları, Zübeyde Hanım, Mustafa ve Makbule çapayı almadıklarını söylediler.  Bunun üzerine Hüseyin Ağa: &#8220; Hanım, son günlerde çiftliğe yabancı biri geldi mi? &#8220; diye sordu. <br />
Karısı: &#8220; Hayır Efendi, kimse gelmedi. Hep biz bizeyiz. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; Desene çapa sır olup uçtu. &#8220; <br />
Mustafa fikrini söylemek ihtiyacını hissetmişti: &#8220; Dayıcığım, çiftliğe hırsız girmiş olamaz mı? &#8220; <br />
Mustafa&#8217;nın  sorusu odada bulunanların üzerinde soğuk duş etkisi yaptı. Gözler Mustafa&#8217;dan yana döndü. <br />
Hüseyin Ağa:  &#8220; Ne hırsızı? &#8220;  diyebildi. <br />
Mustafa: &#8220; Bir hırsız gelmiştir, çiftliğe girip çapayı çalmıştır. &#8220; <br />
Hüseyin Ağa: &#8220; İki gündür ben, yengen, annen ve çocuklar çiftliğin avlusundaydık. Ayrıca köpekler var. Onlar geceleri burada kuş uçurtmazlar. Hani dediğin olmaz diyemem ama biraz zor. Hem hırsız neden sadece çapayı alsın, öteki aletleri de alıp götürebilirdi. Bırak çapayı, aletleri, çiftlikte daha değerli pek çok eşya var. Bunlar dururken neden yalnızca çapayı aldı? &#8220;   <br />
<br />
&#8220; Dayıcığım, hırsızın ya çapa çok işine yarıyor ya da çapayı satmak kolayına geliyor. Sadece çapayı almasının nedeni vereceği zararın büyük olmasını istemediğinden, yani hırsız insaflı biri. Gündüz gelse gören olurdu. Kimse onu görmediğine göre gece geldi. Köpekler hırsızı tanıdıkları için ses çıkarmadılar. Bu da hırsızın köyden biri olduğunu gösteriyor. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Pes be Mustafa, senin zekâna diyecek yok doğrusu. Aslında ben de zeki sayılırım ama sen benden çok ilerdesin. Ortada fol yok, yumurta yok , alt tarafı bir çapa kayboldu. Bana kalsa yarın çapayı arar dururum. Sana inanıyorum Mustafa ve yarın çapayı aramayacağım. Artık geceleri nöbet tutacağız. İlk nöbet benim. Eee, sen ne diyorsun Zübeyde, şu hırsız işine? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Mustafa&#8217;nın  dediklerine katılıyorum. O, boşuna konuşmaz. Söyledikleri hep doğru çıkar. Daha on yaşında ama çok akıllı. Bambaşka bir çocuk.  Darısı bütün çocukların başına. &#8220; <br />
<br />
Hüseyin  Ağa  gece yarısına kadar çiftliğin avlusunda nöbet tuttu. Daha sonra nöbeti Mustafa devraldı. Mustafa avluyu en iyi görebileceği yer olan çiftlik evinin birinci kat merdiveninin orta sırasına oturdu. Alet dolabının bulunduğu kulübe yan taraftaydı. Eğer hırsız gelirse önünden geçecek ve onu rahatça görecekti. Aradan bir saat geçmişti ki, Mustafa karşıdaki ağaçlıktan hızlı adımlarla yürüyerek gelen bir gölgenin alet dolabının bulunduğu kulübeye girdiğini gördü. Gölge, o kadar rahat hareket ediyordu ki, hayret edersin.  Sanki babanın çiftliği, gel gir hiç korkmadan, dimdik yürü, kazma,  kürek, çapa eline ne gelirse al git. Mustafa köyden olan bu adamı ay ışığı altında tanımıştı. Onun mert, dürüst biri olduğunu biliyordu. Konuşmuşlukları, tanışmışlıkları vardı. Bırak Hüseyin Ağa&#8217;yı,  bırak çifti-çubuğu, benim küçük dostum, sen büyümüşsün küçülmüşsün  ama yine büyüyorsun ve sonsuza dek büyüyeceksin diyen birinin yani bu adamın, kendisini hiçe saymasını, kendisinin de bulunduğu çiftlikten bir şeyler çalmasını onuruna yediremedi. Mustafa kızgın bir şekilde yerinden kalktı, gitti kulübenin kapısının dört-beş metre gerisinde durdu, ellerini beline dayadı, bekledi. Biraz sonra kulübeden çıkan adam kapıyı kapadı. İki adım attı, Mustafa&#8217;yı  gördü, elindeki kürek yere düştü. Adamın gözleri yaşardı, belli ağlıyordu. Adam  elinin tersiyle gözyaşlarını sildikten sonra başını sağa-sola birkaç kere salladı ve küreği yerden alarak Mustafa&#8217;nın yanından yürüdü, gitti. Mustafa o gece sabaha kadar nöbet tuttu. Aslında Mustafa&#8217;dan  sonra nöbet sırası amcasının oğluna geliyordu ama Mustafa amcasının oğlunun yerine de nöbet tutmuştu. Çünkü O,  yarın yapacağı girişimleri  bir plan dahilinde belirlemek istiyordu. Adam çapayı, küreği çalmıştı ama bunun bir nedeni olmalıydı. Kimse durup dururken başkasının malını izinsiz almazdı. Bu bir suçtu fakat suçluyu suç işlemeye iten nedenler vardı. Nedenlerin sebepleri vardı. <br />
<br />
Mustafa ertesi gün öğle vakitleri adamın evine gitti. Kapıyı dokuz yaşındaki Ahmet açtı. <br />
Mustafa:  &#8220; Vay Ahmet, canım kardeşim. Nasılsın, iyi misin? Ben geldim. &#8220; <br />
Ahmet:  &#8220; Hoş geldin,  Mustafa abi. Sağ ol, iyiyim. &#8220; <br />
Mustafa:  &#8220; Ayşe nerede? Neden buraya gelmiyor? &#8220; <br />
Ahmet:  &#8220; Mustafa abi, Ayşe annemin yanında. Annem bir haftadır hasta. Babam annem ölmesin diye dün kasabaya yürüyerek gitti. Birisi çapa vermiş ödünç diye, onu rehin bırakıp ilaç almış. İlacı anneme içirdik. Bu sabah babam yine kasabaya gitti. Elindeki küreği rehin bırakıp ilaç alacakmış. Daha sonra babam çapayla küreği parasını ödeyip geri alacak ve sahibine teslim edecekmiş. Babamın getireceği ilaç annemi iyileştirecekmiş. Sence annem iyileşir mi  Mustafa abi?  &#8220;  İnsanın taş yürekli olması lazımdı bu durum karşısında ağlamaması için. Mustafa gözyaşlarını tutamadı. Birkaç dakika sonra Mustafa ile Ahmet içeri girdiler. Ayşe yatakta yatan annesinin başucundaki sandalyede oturuyordu. Mustafa&#8217;yı  görünce ayağa kalktı. Hasta kadın kollarını iki yana açarak Mustafa&#8217;nın sarılmasını bekledi. Mustafa sandalyeye oturdu ama bu davranışının sebebini açıklaması gerekti. <br />
<br />
&#8220; Yengeciğim iyileşince birbirimize sarılırız. Yine eskisi gibi güzel günlerimiz olacak. Bundan sonra daha fazla evinize geleceğim. Yanlış bir hareketiniz hastalığınızın artmasına yol açabilir. Bunun için size sarılmadım. &#8220;  Hasta kadın zorlukla konuştu:  &#8220; Olur Mustafa. Dediğin gibi olsun. Ben de en kısa zamanda iyileşmeye bakarım. &#8220;  Daha sonra çiftliğe dönen Mustafa olanlardan kimseye söz etmedi. Yeni gelen ilaçları içen kadın on beş gün içinde iyileşti. Adam başkasının tarlasında çalışarak kazandığı parayla çapayı ve küreği rehinden kurtardı. Bir gece yarısı  son defa çiftliğe girerek çapayla küreği yerine bıraktı. Son sözü Mustafa  söyledi: <br />
<br />
&#8220; Akıl ve mantık çizgisinden ayrılmayan insan olmanın bilincine varır. İnsan iradesini kullanarak gerçekleri görür.  Yanlışta bile olsan doğru gözünün önündedir. Gözünün önündekini görmek için göz kapaklarını aralarsın yani okuyup öğrenirsin. <br />
<br />
					    <br />
				 	  ATATÜRK&#8217;ÜN ÇOCUKLUĞU - 4 <br />
<br />
Bazı günler Mustafa  Makbule&#8217;yi   bakla tarlasında yalnız bırakıp çevrede gezmeye çıkıyordu. Bir gün  Mustafa  gezerken  bir kaval sesi duydu. Bu kavalı kimin çaldığını merak edip kaval sesinin geldiği tarafa doğru yürüdü. Biraz gidince baktı ilerdeki bir ağacın altında on yaşlarında bir çoban kaval çalıyor, etrafında da koyunlar otluyordu. Mustafa bu çocuğun kavalıyla yarattığı sihirli dünyasını bozmak istemedi. &#8220; Varsın çalsın garip &#8220; diye düşündü.	   &#8220; Ben de o kaval çalmayı bırakıncaya kadar burada oturur, beklerim. &#8220; Aradan yarım saat geçti. Çocuk,  türküler, oyun havaları çaldıktan sonra kavalını ağaca yasladı ve azık torbasını açıp yanında getirdiği yiyecekleri yemeye başladı. Mustafa oturduğu yerden kalktı, çocuğun yanına doğru yürümeye başladı. Karşıdan birisinin gelmekte olduğunu otların hışırtısından duyan çocuk başını kaldırdı. Geleni tanımıyordu. &#8220; Acaba kim ki? &#8220; diye düşündü. Mustafa çocuğun yanına gelince gülümseyerek: <br />
<br />
&#8220; Merhaba arkadaş, afiyet olsun &#8220; dedi. &#8220; Benim adım Mustafa. İzin verirsen yanına oturmak istiyorum. &#8220; <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Tabii gel gel, buyur şöyle &#8220; dedi. &#8220; Hem bak acıktıysan hiç çekinme ye bir şeyler karnını doyur. Yemezsen, darılırım. &#8220; <br />
<br />
Mustafa çocuğun yanına oturdu. Sessizce ikisi birlikte yemeklerini yediler. Daha sonra Mustafa: &#8220; Arkadaş, çok güzel kaval çalıyorsun. Kendi kendine mi öğrendin yoksa bir öğreten mi oldu? &#8220; diye sordu. <br />
<br />
Çoban çocuk: <br />
<br />
&#8220; Köylük yerde böyle eften püften işleri öğreten olmaz  &#8220; dedi. &#8220; Benim dedem de çoban, babam da çoban, eh, ben de çoban. Beş yaşına bastığımda babam, haydi bakalım Ali, al güt şu koyunları,  deyip on tane koyun verdi bana. O günden bu yana çoban olup çıktık işte. Dedemi, babamı kaval çalarken dinledimdi. Bir gün canım sıkıldı, bu kavalı yaptım. Öyle böyle derken öğrendim çalmasını. Güzel çaldığımı az önce sen dediydin. Sağ olasın. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Peki, arkadaş, çoban olarak yaşamını sürdüreceğini söylüyorsun. Tabiatla iç içesin, koyunlarını güdüyorsun, dilediğince kavalını çalıyorsun. İşine pek karışan olmaz. Özgürsün, belki mutlusun da. Fakat senden öncekilerden gördüğün, onların yaşadığı yaşam tarzının dışına çıkarak, dışarıya taşarak, daha aktif bir hayat yaşamayı arzulamaz mısın? Kendine bir hedef seçersin ve hedefine varmak için yeterli bilgiyi öğrenmeye okula gidersin. Bu ön bilgiyi öğrendikçe, öğrendiklerinin ışığında fikirlerini geliştirirsin. Eğer isterse kişi vatanına, milletine faydalı olabilecek pek çok iş başarır. &#8220; <br />
<br />
&#8220; Ne yalan söyleyeyim, söylediklerinin bazı yerlerini tam olarak anlayamadıysam da çoğunu anladım. İyi güzel diyorsun da bizim köyde okul yok ki. Şehirdeki okula gitmeye kalksam, hiç tanıdığımız yok orada, kalacak yerim yok.  Zaten babamlar bırakmazlar gideyim. Belki onlar da isterler Ali amir-memur olsun ama şu gördüğün koyunların başına bir çoban lazım. Herkes amir-memur olsa, çobanlığı kim yapacak? Boş ver beni be, düşünme beni be, bırak ben çoban kalayım. Sen asıl kendinden haber ver, buralarda kimlere misafir geldin ki? Hem senin geldiğin şehir büyük mü? Sizin okulda çok çocuk var mı okula giden? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Bak arkadaş, hayatta insanın eline birtakım fırsatlar geçer. Önemli olan ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde değerlendirebilmektir. Bunun için de gayret gereklidir. Eğer biz seçtiğimiz hedefe ulaşmak için yeterli gayreti göstermezsek, zaman içinde, hedefimize gittikçe yaklaştığımızı değil, bilakis hedefimizden giderek uzaklaştığımızı fark ederiz. Kimsenin kimseye zorla meslek seçtirmesine taraftar değilim. Severek yapılmayan bir iş, bir uğraş, kişiye hayatı anlamsız kılar. Böyle biri de, eğer çıkış yolu bulamazsa yani hayatını anlamsızlıktan kurtaramazsa  vatanına, milletine gerektiği şekilde faydalı olamaz. Şimdi arkadaş, sen şehirdeki okula gitmeye kalksan orada yatılı bir okula girerdin ve kalacak yer diye bir sorunun olmazdı. Az önceki sözlerinden bunun için birtakım engeller çıkabileceğinden çekindiğini anladım. Ayrıca da, senin buradaki yaşantından pek şikayetçi olmadığını fark ettim. Fakat okuma-yazma isteği ile yanıp tutuştuğun belli. Benim okuduğum okulda okuyan çocukları merak etmen bunu gösteriyor. Ben,  annem ve kız kardeşimle birlikte  Selanik&#8217;ten  dayım  Hüseyin Ağa&#8217;nın  yanına geldik. Kız kardeşimle birlikte dayımın bakla tarlasında bekçilik yapıyoruz. Fırsat buldukça çevrede gezintiye çıkıyorum. İşte böyle bir gezinti anında seni gördüm, yanına geldim, oturduk, konuşuyoruz. İki ay kadar dayımın çiftliğinde kalacağız. Yani iki ay seninle bir arada olabiliriz demek istiyorum. Arkadaş, eğer istersen sana okuma-yazma öğretmek istiyorum. Biz buradan giderken sen okuma-yazma öğrenmiş olursun ve sana bırakacağım ders kitaplarını okuyup iyice öğrenirsin. Bu arada boş durmayıp arkadaşlarına da okuma-yazma öğretmek için çaba sarf edersin. Yakın bir gelecekte sizin köyün öğretmeni olursun. Ne dersin arkadaş, ister misin okuma-yazma öğrenmek? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Tabii ki,  isterim istemesine de,  becerebilir miyim dersin okuma-yazma öğrenmeyi? &#8220; <br />
<br />
&#8220; Becerirsin, becerirsin. Sen istedikten, biraz da gayret gösterdikten sonra başarılı olmaman için hiçbir neden göremiyorum. &#8220; <br />
<br />
Mustafa  daha sonra konuşmasının bir bölümünde  Selanik&#8217;te  Şemsi Efendi&#8217;nin İlkokulunda okuduğunu fakat babası Ali Rıza Efendi&#8217;nin ölümü üzerine, annesi ve kız kardeşiyle dayısının yanına geldiklerini anlattı. İlkokulu bitirdikten sonraki amacının Askeri Rüşdiye&#8217;nin  imtihanlarını kazanarak oraya girmek, Rüşdiye&#8217;yi  bitirdikten sonra yüksek öğrenimine devam ederek sonunda  subay  olmak olduğunu belirtti. Mustafa ile Ali  bir süre daha  konuşmalarına devam ettiler ve yarın  aynı yerde buluşmak üzere birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa fırsat buldukça Çoban Ali ile bir araya geldi; ona okuma-yazma öğretebilmek için çırpınıp durdu. Mustafa&#8217;nın bu iyi niyetli çabaları boşa gitmedi. Bir süre sonra Ali, okuma-yazma öğrenmeye muvaffak oldu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra  Mustafa: <br />
<br />
&#8220; Arkadaş, annem beni Selanik&#8217;e  teyzemin yanına gönderiyor. Yarın gidiyorum. Selanik&#8217;te okumaya devam edeceğim. İşte ders kitaplarımı getirdim. İlk tanıştığımız günkü konuştuklarımızı unutmadın sanırım. Bu kitapları iyice oku, öğren. Fakat öğrendiklerin sende kalmasın. Öğrendiklerini arkadaşlarına da öğret, onlara da okuma-yazma öğret. Bir ülkede cahiller ne kadar çoksa, o ülke, o kadar geri kalmış demektir. Ülkemizin medeni milletler seviyesine erişebilmesi, her ferdin, üzerine düşen görevi yapmasıyla gerçekleşir. Sadece ben okuma-yazma biliyorum, ben bilgiliyim demekle olmaz. Başkalarına da okuma-yazma öğretmedikçe, eğitmedikçe, bilgilendirmedikçe görevin tamamlanmış sayılmaz, yarım kalır. Bunu sakın aklından çıkarma. En güzel günler senin olsun arkadaş, hoşça kal&#8230;&#8221;  dedi ve elini uzattı. Çoban Ali, kendisine uzatılan dost eli sevgiyle sıktıktan sonra: <br />
<br />
&#8220; Seni subay olmuş yürürken görür gibi oluyorum, Mustafa. İnşallah vatana, millete yararlı olursun. Mustafa adını hiç unutmayacağım, sen de, Çoban Ali adını unutma. Subay olunca fırsat bulursan gel gör beni, ben hep buralardayım, olur mu Mustafa? &#8220;  derken, göz pınarlarından akan yaşları silmek gereğini duymuyordu. <br />
<br />
											   SON ]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[matematik ödevleri]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16275</link>
			<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 12:09:38 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16275</guid>
			<description><![CDATA[Matematik konu anlatımlarının yer aldığı,ödevlerinizi yapabileceğiniz bir sitedir. <br />
http://www.matematikcifatih.tr.gg/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Matematik konu anlatımlarının yer aldığı,ödevlerinizi yapabileceğiniz bir sitedir. <br />
http://www.matematikcifatih.tr.gg/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[süper matematik sitesi]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16274</link>
			<pubDate>Mon, 24 Aug 2009 12:05:55 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16274</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar çok güzel ne ararsan bulabileceğin bir matematik sitesi gördüm.sizlerle paylaşmak istiyorum. <br />
http://www.matematikcifatih.tr.gg/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar çok güzel ne ararsan bulabileceğin bir matematik sitesi gördüm.sizlerle paylaşmak istiyorum. <br />
http://www.matematikcifatih.tr.gg/]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Travian Fun Clup]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16273</link>
			<pubDate>Fri, 10 Jul 2009 16:57:05 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16273</guid>
			<description><![CDATA[Öncelikle slm...Baktımki herkes travianla ilgili sorular sormuş(Doğal Olarak)...<br />
<br />
Bende onlara yardımcı olmak amacıyla bir site vermek istiyorum.<br />
<br />
http://www.travianfc.azbuz.com<br />
<br />
Eminimki aradığınız her şey var( benim sitem!!)xD<br />
<br />
Eger bulamassanız verdiğim sitenin forum bölümüne yazınız...En kısa sürede cevap alacağınıza fazlasıylaa eminim...<br />
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Öncelikle slm...Baktımki herkes travianla ilgili sorular sormuş(Doğal Olarak)...<br />
<br />
Bende onlara yardımcı olmak amacıyla bir site vermek istiyorum.<br />
<br />
http://www.travianfc.azbuz.com<br />
<br />
Eminimki aradığınız her şey var( benim sitem!!)xD<br />
<br />
Eger bulamassanız verdiğim sitenin forum bölümüne yazınız...En kısa sürede cevap alacağınıza fazlasıylaa eminim...<br />
]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[jasmine]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16272</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 07:56:56 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16272</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[jasmine]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16270</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 07:56:55 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16270</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[jasmine]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16271</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 07:56:55 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16271</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[jasmine]]></title>
			<link>http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16269</link>
			<pubDate>Mon, 06 Jul 2009 07:56:53 +0000</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.tryorum.com/showthread.php?tid=16269</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar bana harita kadastro staj örneği lazım bana yardımcı olurmusunuz]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>