Şuanki Zaman: 10-13-2008, 01:08 AM
Merhaba, Ziyaretçi! (Oturum Aç -€” Kayıt Ol)
Kullanıcı Adı:
Şifre:

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 



Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekt
Yazar Mesaj
turkishlanguage
Ağzı var, konuşuyor
**


Mesajlar: 27
Grup: Registered
Katılım: Dec 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0
Mesaj: #1
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekt

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Ataol Behramoğlu

YAŞAM SIRRINI İFŞA EDEN KİTAPLAR

Kitapçıları dolaşmaya meraklı olanlardansanız bilirsiniz: "Kişisel gelişim" ana başlığı altında kategorize edilen bazı kitaplar vardır ki, hele başlıkları çok ilgi çekici olur: Harvard'da Neler Öğretilmez, Üzüntüyü Bırak Yaşamaya Bak, Ufak Şeyleri Dert Etmeyin, İş Hayatında Köpekbalıklarıyla Yaşamak...

Öyle bir imaj verilir ki, sanki çok önemli bir yaşam sırrı formüle edilip sizin kullanımınız için raflara kitap halinde konmuş. Ve hatta yeterince meraklıysanız ve harcayacak yeterli paranız varsa gidip bu kitaplardan almiş bile olabilirsiniz.
İtiraf edeyim, ben yayıncıların pazarlama teknikleriyle çok kolay kandırılabilen bir okur/tüketici olduğumdan bu türden kitaplara epey paralar döktüm.

"Peki bir faydasını gördün mü?" diye soracak olanlara söyle cevap vereceğim:
Bu kitaplar popüler kültür konusunda geyik muhabbeti yapacak olanlara hatırı sayılır miktarda materyal sağlıyor. Hayalgücü için besleyici özellikler içeren bir boş vakit geçirme aracı da diyebilirsiniz... Hatta bu türden kitapların naif bir tür mizah unsuru taşıdığı bile söylenebilir (mesela bu yazıya ilham kaynağı olması bu yüzden değil mi?).

Amerikan pop kültürü, kendi pop felsefesini de yarattı. Herşeyin ama herşeyin pazarlanabilir bir meta haline dönüştürülebilmesi Amerikalıların mahareti. Eh durum böyle olunca hayata dair elkitapları yazarak bir takım pratik yaşam bilgilerinin piyasaya sunulması da bir takım akademisyenlere ve düşünürlere ekmek kapısı oluyorsa, bunda gayri ahlaki bir durum yok tabii. Sadece, bu sunulan bilgilerin ne işe yaradığı konusu biraz tartışmalı.

Mesela Coca Cola'nın sağlığa hiçbir yararı yok ama "Hayatın tadı" diye pazarlanmıyor mu? (Yazının tam burasında canım buzlu bir Coca Cola çekti...)
Bu yazıyı okumakta olan siz dostlara bu zahmetinizin karşılığı olacak bir iyilik yapmanın sırası geldi... Buyrun size bu kitaplarin bazılarından seçtiğim inciler. Söyle bir göz atın da bu kitapları okumamakla neler kaçırmış olduğunuzu görün:

Marc McCormack - Harvard'ta Neler Ögretilmez?

Yazarin adı zaten bir alem... İşadamıymış, iş hayatındaki tecrübelerini damıtıp bizlerin faydasına sunmakta

Hepimiz kendi arzumuzla iş dünyasında bulunmayı seçtik. Bundan şikayet etmeyelim. Yoksa, pekala başka bir yerde başka bir işle de geçimimizi sağlıyor olabilirdik.

Yaa, işte aynen böyle diyor hazret. Sadece bu laf için bile dört sayfa yorum yazılır ama yer müsait değil

Yabancı bir ülkeye gidecek olursanız, o ülkenin kendi havayolunu tercih edin. İneceğiniz havalimanının en elverişli terminali mutlaka yerli havayollari için ayrılmıştır. Hem zaman kazanırsınız hem de daha az sıkıntı çekersiniz.

Vay canına! Patagonya'ya yapacağım bir sonraki ziyarette Patagonia Aerolineas havayolunu kullanmalıyım demek ki..

(Kitabin son bölümü) Bir çok kişi bana burada yazdığım şeyleri kendim de yapıyor muyum diye soruyor. Cevabım hayır, ama yapsam daha iyi olurdu gibi geliyor bana.

Nasıl? Adam okuyucusuyla resmen dalga geçiyor. Nasrettin Hoca misali, ama Hoca'da hiç olmazsa ince bir espri yeteneği var...

John Gray - Mars & Venüs Dizileri

Annelerimiz bir erkeğin kalbine giden en kısa yolun midelerinden geçtiğini söylerken on santimlik bir hata yapmışlardı. Erkeğin kalbine giden en kısa yol sekstir.

Tanrı'nın kadınlara daha yuvarlak hatlı bir beden vermesinin nedeni, erkeklere ellerini dairesel hareketlerle dolaştırmalarını anımsatmaktır.

Bulaşık yıkamak harika bir önsevişmedir.

Kadının telefon numarasını aldıktan sonra erkek hiç olmazsa en az bir kere kadını mutlaka aramalıdır.

Bulusmalarında herşey gerçekten yolunda gittiği halde erkek yine de kadını aramayabilir.

Erkek genellikle telefon etmeyerek ilişkisini kibar bir şekilde noktaladığını düşünür.

Bilgisayarınızı kurmakta güçlük çekiyorsanız, bir bilgisayar fuarına giderek doğru erkekle karşılaşabilirsiniz.

Kadınlar bir çok erkeğin bulunduğu yerlere gitmekten hoşlanırlar.

Aynen böyle yazmış üstad... Kahvehane, erkekler hamamı vb. diye devam edecekti herhalde...

Eşi ölmüş ya da boşanmış olan (karşı cinsten) eski bir arkadaşınızla ilgilenmeye başlayın. Aranızda yeni bir şeyler oluşabilir.

İnsanlar genellikle mutfaklarda konuşmaktan hoşlanırlar. Yiyeceklerin bulunduğu yerlerden ayrılmayın.

Sağlıklı yiyecekleri tercih ediyorsanız arasıra hamburgercilere de gidin.

Uçaktayken tuvaletlere yakın yerlerden birine oturun ve kuyrukta bekleyenlerle sohbet edin.

Burada koptum. Böyle bir sohbette neler konuşulabileceği Cem Yılmaz'lık bir skeç konusu olur herhalde...

Doğru yerlere bakarak zamanla doğru kişiyi bulabilirsiniz ama bazen de doğru yerlerde yanlış kişileri de bulabilirsiniz.

Pardon!? Ne diyor bu adam yaa?

Les Giblin - İnsan İlişkilerinde Kendine Güven ve Güç Elde Etmenin Yolları

Mutlu bir bireyin etrafına mutluluk dağıtma olasılığı, mutsuz bir bireye nazaran daha yüksektir. Zengin bir insan, ömrünün tümünü kayıplarla geçirmiş birine kıyasla, ilişkide bulunduğu insanlara daha fazla seyler kazandıracaktır.

Yani zenginlere yamanın, fakirlerden kaçın!

İnsanlarla iyi geçinmek için kitaplara ihtiyacınız yok.

(Son bölümde) Ben sizin hatalarınızı bilmiyorum. Bilsem de bunları size söylemezdim. Sizi "iyi" yapmaya çalışmak benim görevim değildir.

Richard Carlson - Ufak Şeyleri Dert Etmeyin

Hayatin adil olmadığını kabullenmezsek, merhamet duyma eğilimi belirir. Merhamet ise doğal olarak yenilgiyi kabullenen bir duygudur ve kimseye bir yararı olmadığı gibi, herkesin kendini daha kötü hissetmesine yol açar.

Hiç birsey yapmamanın güzelliği, bize aklımızı netleştirip, gevşemeyi öğretmesidir.

Bugün gidip bir stres yönetimi kursuna katılacak olsanız, büyük ihtimalle size öğretecekleri şey, buna dayanma gücünüzü artırmak olacaktır. İnsanlara strese dayanma gücünü artırmayı öğretirseniz, o oranda stresleri artacaktır.

Kitaptaki en akıllıca cümlelerden biri bu

Bir yazar ya da herhangi birşey olabilmek için atılacak ilk adım en büyük eleştirmeninizi susturmaktır... yani kendinizi..

Hah, şimdi yavaş yavaş anlaşılıyor mu bu kitapları yazanların yazar olmak için işe nereden başladıkları?

Eğer televizyondaki o pembe dizilerden birini izlediyseniz, oradaki kişilerin ufacık şeyleri nasıl ciddiye alıp bu uğurda hayatlarını mahvettiklerini görmüşsünüzdür. Sonra herşeyi daha da karıştırmak için sorunlarını başkalarına açarlar ve hep birlikte bunun ne büyük bir felaket olduğunu tartışırlar.

Alper EĞMİR

AH BU ŞARKILAR

Bilmem size de oluyor mu? Benim geçenlerde başıma gene geldi. Akaretler yokuşundan yukarı çıkıyorum gece vakti. Üstüne üstlük Saadettin Kaynak'ın "Dertliyim Ruhuma Hicranımı Sardım da Yine" şarkısını mırıldanmaktayım. Aa, o ne?
"Sensiz karanlıktır her günüm Leyla.." dizesinden sonrası aklıma gelmiyor. Ya bu ne iştir?
Bir şeyler daha olacak , sonra "...üzgünüm Leyla" diye devam edecekti şarkı. Ama, işte orası neydi?

(Bu şarkıyı rahmetli Zeki Müren söylerdi hakkıyla. Bir de Gönül Yazar'ın yorumunu severdim ben. )

Çıldıracağım.. Yoldan geçen taksileri çevirip şoföre 'birader, nasıldı bu şarkının sözleri' diye sormak geliyor içimden ama, taksici esnafından sokak ortasında dayak yemek düşüncesi beni ürpertmekte.

Böyle durumlarda, o hatırlayamadığın detay kafaya taktın mı, öldür Allah hatırlayamazsın. Başka şarkıya geçmek lazım. İTÜ Maçka kampüsünün önünde "Derman Kar Eylemez" şarkısına geçtim. Ama durum daha feci! Bu şarkının hemen hemen hiçbir yerini doğru hatırlamıyorum ki...

Şarkı sözü deyip de geçmemek lazım. Hepimizin hayatında bazı şarkıların özel bir yeri olur. Bazen de şarkıların sözlerinde derin anlamlar keşfederiz. Mesela o şarkının sözlerini duyduğumda kulaklarıma inanamadım, ama sözleri gerçekten öyleydi:
İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım. Ama şarkının sözleri gerçekten de öyleydi:
"Çık güzelim çık ortaya çık
Aşktan saklanmak ne demek?
Mutluluğun formülü çok açık
Bir sen, bir ben, bir de bebek..."
(Üstelik bu şarkıyı ilk kez duyduğumda, Fatih Ürek söylüyordu Kanal D televizyonunda. Bu olay bile kendi başına şok ediciydi zaten.)

Absürditenin inceliğine ve güzelliğine bak! Madem bebek yapmak mutluluğun bu kadar açık formülü, hızlı nüfus artışına rağmen bu millet hala neden mutlu değil diye düşünmekten insan kendini alamıyor... Pes valla...

Yaa, döndürüp dolaştırmanın gereği yok, lafın sonunu baştan söyleyelim: mutluluk dediğin şey, bir yanılsamadan ibarettir.

Albert Camus'ye bakacak olursak, mutsuzluk bilmemekten ve umut etmekten kaynaklanır. Eğer "bilir" ve "umut etmezseniz" mutlu olma şansınız var. Yani teorik olarak.

Zaten insanı mutlu eden şeylerin hepsi ya yasaktır, ya günahtır ya da şişmanlatıcı etkiye sahiptir, (ama bunun konumuzla ilgisi yok şimdi) Eh, n'oolacak şimdi?

Her ne kadar Amerikan Anayasası marifetiyle 'İnsanların mutluluk arama hakkı' siyasi literatürde yer almış da olsa, ne dinlerin ve sair ilahi düzenlemelerin ne de politik sistemlerin insanlara 'mutluluk sağlama' gibi bir taahhüdü yoktur.

Voltaire'in Candide adlı eserinde (laf aramızda, adam bu romanı üç günde yazmış bitirmiş. İşe bak! Ne zaman mı? Ya kardeşim herşeyi de ben mi anlatacağım size? Sizin evde ansiklopedi falan yok mu?) romanın kahramanı çıktığı uzun yolculuğun son demlerinde İstanbul'a varır ve bilge bir dervişe hayatın anlamını sorar.
El cevap: "Sana ne be adam? Bu senin işin mi ki?"
"Ama efendim... Dünyada bu kadar acı ve sefalet var. Bütün bunlar neden oluyor?" diye üsteler kahramanımız. Velakin bilge dervişin cevabı bize umut vermez:
"İyilik olmuş, kötülük olmuş, bundan ne çıkar? Padişahımız Mısır'a bir gemi yolladığı zaman içindeki sıçanların rahatını düşünüyor mu?"

Hadi buyrun buradan yakın!..

Bir de Tim Burton'ın 1988 yapımı BeetleJuice (Beterböcek) diye fantastik bir kara mizah filmi vardı. (Filmi seyretmiş olanlar bilirler) genç bir çift trafik kazasında ölür ve hayalet olarak eski evlerine dönerler. Fakat başlarından dert ve sıkıntı eksik olmaz. Sorunlarına çözüm bulmak için gittikleri danışman sorar bunlara:
"Evet, sizin sorununuz nedir?"
"Biz çok mutsusuz..." diye cevaplar kadın
Danışman hiç de umursamaz: "Ne bekliyordunuz ki? Siz ölüsünüz.."

Şimdi şu kara mizahın tadını çıkaralım. Öldükten sonra da herhangi bir "mutlu olma" durumu söz konusu olmayabilir. Yukarıdaki dialogu 'yaşayan' insanların dünyasına aktarsak farklı mı olacaktı? Sıkıntılarınızdan bunalıp bir psikiyatriste gittiğinizi varsayalım: "Doktor, ben çok mutsuzum..."
Psikiyatrist önce size bu durumun 'çok normal ve olağan' olduğunu anlatarak işe başlayacak. Sonra da size mutsuzluğunuzun nedenlerini bir bir bulup çıkaracak. Hatta bu işi de size yaptıracak.

Eskiden nedenini bilmeden hasta ve mutsuz oluyorduk. Bugün nedenlerini anlamak şansımız var hiç olmazsa... Dedelerimiz psikanalizi bilmeden yaşamlarını nasıl sürdürebilmişler diye insan hayret ediyor.

Demek ki neymiş? Mutluluk peşinde koşarak kendinizi heba etmeyin. Siz kuyruğu dik tutmaya bakın. Başınız öne eğilmesin, aldırmayın... Yazıyı da şöyle bağlayalım da mesajımız iyice anlaşılsın: Kendinizi iyi hissediyorsanız, telaşlanmayın. Birazdan geçer...

Oradan aklıma ne gelse iyi, Fransızca bir şiirin ve bir de romanın adları (Fransızca bilenler bilmeyenlere anlatsın, hesabı)

"Il n'y a pas d'amour heureux"
Aragon

"Bonjour Tristesse"
Françoise Sagan

Derken o şarkının hatırlayamadığım kısmı, Teşvikiye'de kendiliğinden dökülüverdi :
"Ayrılık mecnuna döndürdü beni, dertliyim, dertliyim yürekten, üzgünüm Leyla..."

Not :Bu yazının ilham kaynağı olan muhabbetlere ortaklık eden sevgili dostlarım Hatice ve Cemal'e, bu muhabbetleri her seferinde sabırla dinleyen büyük adam Kemal'e teşekkür ve sevgilerimle... İyi ki varsınız...

ALPER EĞMİR

Kendinize Bunları Hiç Sordunuz mu ?
--------------------------------------------------------------------------------
SENİN DİĞER İNSANLARA GÖRE DAHA İYİ YAPACAĞIN İŞLER NELER ?
· 10 YIL SONRA NASIL BİR HAYAT YAŞIYOR OLACAKSIN ?
· KENDİNİ KÖTÜ HİSSETMEN İÇİN YAPMAN GEREKENLER NELERDİR ? VE HEMEN KENDİNİ KÖTÜ HİSSETMEN İÇİN KAÇ TÜRLÜ YOL BULABİLİRSİN ?
· KENDİNİ BAŞARILI SAYMAN İÇİN NELER OLMALI ? HAYATTA BAŞARILI OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLAYACAKSIN ?
· BAŞARILI OLMAYI BİR MÜCADELE OLMAKTAN ÇIKARIP, YAŞAM BİÇİMİ HALİNE NASIL DÖNÜŞTÜREBİLİRSİN ?
· İÇİNDE YAŞADIĞIN TOPLUMUN SENDEN BEKLENTİLERİ NELERDİR ?
· HAYATTA ÖĞRENDİĞİN EN ÖNEMLİ DERS HANGİSİ ?
· BEYNİNİN NASIL ÇALIŞTIĞINI BEYNİNE ÖĞRETTİN Mİ ?
· BUGÜN DAHA İYİ BİR HAYAT KALİTESİNE ULAŞMAK İÇİN NE YAPTIN ?
· BUGÜN HAYATININ TEMEL AMAÇLARINA ULAŞMAK İÇİN NE YAPTIN ?
· BUGÜN YAPTIKLARIN 5 YIL SONRA SENİ NEREYE GÖTÜRECEK, SEN NEREDE OLMAK İSTİYORSUN ?
· KESİN OLARAK BAŞARABİLECEK OLSAYDIN: YARINDAN İTİBAREN NELER YAPARDIN ?
· HAYATTA BAŞINA GELEN TÜM OLUMSUZ DURUMLARI KENDİ LEHİNE OLACAK ŞEKİLDE KULLANMAYI NE KADAR SÜREDE ÖĞRENEBİLİRSİN?
· KESİN, NET VE TAM OLARAK KİM OLMAK, NELER YAPMAK, NASIL BİR HAYAT YAŞAMAK İSTİYORSUN? BU İSTEDİĞİNİ NE KADAR ZAMAN İÇERİSİNDE, HANGİ BEDELLER KARŞILIĞINDA, NASIL ELDE EDEBİLİRSİN ?
· HAYATINI DÜŞÜN VE CEVAPLA:
* HAYATINDA NELER OLUYOR, NEDEN BÖYLE OLUYOR ?
* NELER OLMASINI İSTİYORSUN, NELER OLUYOR ?
* TÜM BUNLAR NASIL OLUYOR ?
* BU DURUMDA YAPILMASI GEREKEN NEDİR ?
* YAPILMASI GEREKENLERDEN YAPILABİLECEK OLAN NELERDİR ?
* YAPILABİLECEK OLANLARDAN SENİN YAPABİLECEKLERİN NELER ?
* SEN NE YAPIYORSUN ?
· "YARIN BAŞKA BİR İNSAN OLACAĞIM" DİYORSAN; NEDEN BUGÜNDEN BAŞLAMIYORSUN ?
· HAYATINIZ DEĞİŞMELİ İSE; BUNU SİZ YAPMAZSANIZ KİM YAPACAK ? BU GÜN YAPMAYACAKSINIZ NE ZAMAN YAPACAKSINIZ ? BURADAN BAŞLAMAYACAKSINIZ NEREDEN BAŞLAYACAKSINIZ ?

KAYNAK
BAŞARI ÜNİVERSİTESİ ( ARITAN YAYINLARI )
MÜMİN SEKMAN - OĞUZ SAYGIN - ADİL MAVİŞ


DİNLENME EGZERSİZLERİ

İlk önce rahat edebileceğiniz bir yere uzanın. Elleriniz iki yanınızda yerde ve parmaklarınız açık. Yavaş yavaş gözlerinizi kapatınız. Günlük yaşamla ilgili düşüncelerinizi zihninizden çıkartınız. Huzursuz olmanız için hiçbir sebebiniz yok.
Şimdi derin bir nefes alınız ve nefesinizi 5 saniye tutunuz. Nefesinizi tutmanın verdiği gerginliği hissediniz. Nefesinizi yavaşça bırakınız. Verdiğiniz nefes bedeninizi saran bütün rahatsızlığı da beraberinde alıp götürsün. Her nefes verişinizden önce "Rahatla" kelimesini hatırlayınız. Nefes vermeden önce kendinize "Rahatla" deyiniz ve nefesinizi veriniz. Şimdi tekrar derin bir nefes alınız ve nefesinizi tutunuz. Göğüs kaslarınızdaki gerginliği 10 saniye yaşayınız. Rahatlayınız. Nefesinizi bıraktığınız zaman neler hissettiniz?, Gerginken nasıldınız?, Rahatken nasılsınız?, Aradaki farka dikkat ediniz. Her rahatla deyişinizle birlikte gittikçe artan ve yoğunlaşan huzuru içinizde hissediniz. Bir kez daha derin bir nefes alınız ve nefesinizi tutunuz. Gerginliği, sıkıntıyı 15 saniye yaşayınız. Şimdi rahatlayınız ve rahatça nefes alıp veriniz. Nefesinizi kontrol yeteneğinizin verdiği hoş bir his vücudunuza yayılıyor. Gözleriniz kapalı tüm dikkatinizi vücudunuz üzerinde toplayınız. Vücudunuzun herhangi bir yerinde gerginlik hissediyorsanız o bölgedeki kaslarınızı gevşetiniz. Rahatlayınız. Şimdi daha rahat ve huzurlusunuz ama uyumayacaksınız.

Söylediklerime dikkat etmeye devam ediniz ve vücut kaslarınızı vereceğim sıraya göre kasıp gevşetiniz. İlk önce kol kasları üzerinde çalışacaksınız. Mümkün olduğu kadar vücut kaslarınızı gevşetiniz. Tüm vücut kaslarınızı gevşetirken sağ elinizi yumruk yapınız. Parmaklarınızı sıkınız ve 10 saniye gerginliği farkediniz. Yavaş yavaş sağ elinizin parmaklarını gevşetiniz. El kaslarınız gerginken ve gevşemişken nasıl hissediyorsunuz? Ne gibi farklı duyumlar alıyorsunuz. İkisi arasındaki farka dikkat ediniz. Şimdi her iki elinizi de yumruk yapınız ve kollarınızı kırmadan yerle 45 derecelik bir açı yapacak şekilde kaldırınız. Kol kaslarınızı ve parmaklarınızı kasınız. Gerginliği yaşayınız. Parmaklarınız elleriniz kol ve omuz kaslarınızın 10 saniye çok rahatsız olduğunu hissediniz. Şimdi kendinize rahatla deyiniz. Yavaşça kollarınızı indiriniz. Yumruklarınızı açınız. Omuzunuzu, kollarınızı, ellerinizi ve parmaklarınızı 10 saniye gevşetiniz. Omuzunuz, kollarınız, elleriniz ve parmaklarınız rahatladı. Tekrar elinizi yumruk yapınız ve kollarınızı yerle 45 derecelik açı yapacak şekilde kırmadan yukarı kaldırınız. Kol kaslarınızın gerginliğini ve onun yarattığı rahatsızlığı 10 saniye yaşayınız. Kaslarınızı gevşetmeden önce mutlaka kendinize "rahatla" demeyi unutmayınız. Yumruklarınızı açınız. Gevşeyiniz. Kollarınızda hala bir gerginlik hissediyorsanız parmaklarınızı yumuşak hareketlerle oynatabilirsiniz, kollarınızı yavaşça silkeleyebilirsiniz. Şimdi kollarınız ve elleriniz iyice rahatladı. Gevşemeyi ve gevşemenin yarattığı rahatlığı farkediniz. Bir kez daha ellerinizi yumruk yapınız ve kollarınızı yerle 45 derecelik bir açı yapacak şekilde kaldırınız. Kollarınız ve ellerinizdeki gerginliği farkediniz. Sıkıntıyı 10 saniye yaşayınız. Rahatlayınız. Kollarınızı indiriniz. Kaslarınızı gevşetiniz. Omuzunuzda, üst ve alt kolunuzda, dirseğinizde, elinizde ve parmaklarınızda gevşemeyi hissediniz. Dinleniniz.

Tüm kaslarınızı gevşetiniz. Kaslarınızı kontrolsüz bırakınız ve ağırlığını hissediniz. Şimdi, yüz kaslarınızı kasıp gevşetmeye başlayacaksınız. Alnınızı kırıştırınız. Gözlerinizi yumunuz. Kaşlarınızı çatacaksınız. Burnunuzu kırıştırınız Somurtunuz. Yüzünüzün hangi bölgesinde gerginlik hissediyorsunuz? Alnınızda, kaşlarınızın arasında, yanaklarınızdaki gerginliğin farkına varınız. Şimdi rahatlayınız. Kaslarınızdaki gerginliği bırakın gitsin. Alnınızı göz kapaklarınızı dinlendiriniz ve onları dinlendirdikçe ağırlaştıklarının farkına varın. Uykulu hissedebilirsiniz ama uyumayacaksınız. Gözleriniz kapalı uyanık kalınız. Burun ve yanak kaslarınızı da gevşetiniz.
Şimdi; çene ve dil bölgesi kasları üzerinde çalışacaksınız. Dişlerinizi iyice kenetleyiniz. Kulaklarınızdaki gerginliği farkediniz. Dilinizi dişlerinize doğru bastırarak kuvvetlice itiniz. Kas gerginliğini devam ettiriniz. Şimdi dilinizi damağınıza kuvvetlice bastırınız. Gerginliği hissediniz. Şimdi rahatlayınız. Çene kaslarınızı gevşetiniz. Dilinizi dinlendiriniz. Dişlerinizi hafifçe aralayınız. Dilinizi hafifçe dışarı sarkıtınız ve rahatlığı yaşayınız.

Şimdi dudak kaslarınızın üzerinde çalışacaksınız. Dişleriniz kapalı ve görünecek şekilde gülümseyin. Dudaklarınızı iyice geriniz. Dudaklarınızda ve çenenizde gerginliği farkediniz ve yaşayınız. Şimdi dudaklarınızı büzünüz ve gerginliği 10 saniye hissediniz. Dudak ve çene kaslarınızı rahatlatınız. 10 saniye gevşeyiniz. Şimdi boğaz kaslarınızı gevşetiniz. Gözleriniz kapalı dinlenmeye devam ediniz. Tüm sıkıntıların kas gevşemeleri ile vücudunuzdan çıkıp gittiğini hayal ediniz.

Boynunuzu arkaya doğru kıvırınız. Çeneniz tavanı görecek duruma gelsin. Boyun kaslarınızı kasın. Boynunuzdaki gerginliği devam ettiriniz ve 10 saniye hissediniz. Şimdi rahatlayınız. Tekrar boynunuzu arkaya doğru kıvırınız. Boyun kaslarınızı kasınız. Sıkıntıyı yaşayınız. Boyun kaslarınız gerginken ne hissediyorsunuz, gevşemişken ne gibi duyumlar alıyorsunuz? Aralarındaki farka dikkat ediniz. Dinleniniz. Rahatlığı 10 saniye yaşayınız. Bir kez daha boynunuzu arkaya doğru kıvırınız ve boyun kaslarınızı geriniz. Gerginliği farkediniz ve 10 saniye yaşayınız. 10 saniye rahatlayınız. Boynunuzu hafif hafif oynatıp daha da rahatlayabilirsiniz.

Şimdi; omuz, sırt ve omurga kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Tüm kaslarınızı 10 saniye gevşetiniz. Kürek kemiklerinizi arkanızda birbirlerine geçecekmiş gibi yaklaştırınız. Omurganız yerde bir yay çizsin ve gerilsin. Gerginliği farkediniz ve 10 saniye devam ettiriniz. Gevşeyiniz. Daha fazla rahatlamak için omuz ve kürek kemiklerinizi 10 saniye yavaşça oynatabilirsiniz. Şimdi sırt ve omuz kaslarınız oldukça rahatladı. Tekrar kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırınız. Omurganız yay çizsin ve gerilsin. Gerginliği 10 saniye yaşayınız. 10 saniye rahatlayınız. Bir kez daha kürek kemiklerinizi birbirine yaklaştırınız. Omurganız gerilsin ve yay çizsin. Omuz, sırt ve omurga kaslarınızı iyice dinlendiriniz.

Tüm vücut kaslarınızı rahatlatınız. Derin bir nefes alınız ve nefesinizi 10 saniye tutunuz. Göğüs kaslarınızdaki gerginliği hissediniz. Yavaşça nefesinizi bırakınız ve uykudaymışsınız gibi rahatça 10 saniye nefes alıp veriniz.

Şimdi karın kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Karnınızı içinize çekiniz ve karın kaslarınızı geriniz. Sanki birisi karnınıza futbol topu atacakmış gibi kaslarınızı 5 saniye geriniz. Gerginliği hissediniz ve 5 saniye devam ettiriniz. Rahatlayınız. Kaslarınızı gevşetiniz. Karnınızın içindeki kasları da 10 saniye dinlendiriniz. Tekrar karın kaslarınızı kasınız ve 10 saniye gerginliği yaşayınız. Rahatlayınız. 10 saniye mümkün olduğu kadar çok, kaslarınızı dinlendiriniz. Bir kez daha karın kaslarınızı kasınız. Sanki korse giymiş gibi gerginsiniz. 10 saniye sıkıntıyı yaşayınız ve 10 saniye gevşeyiniz.

Şimdi bacak ve ayak kaslarınız üzerinde çalışacaksınız. Ayak parmaklarınızı güvercinin ayak parmakları gibi içeri doğru bükünüz ve topuklarınızı hafifçe birbirinden ayırınız. Ayaklarınızı kırmadan önce sizden uzağa doğru itiniz ve kaslarınızı geriniz. Şimdi ayaklarınızı kırmadan kendinize doğru çekiniz ve geriniz. Tüm bacak ve ayak kaslarınızı geriniz ve gerginliği 10 saniye yaşayınız. Şimdi bacak ve ayak kaslarınızı gevşetiniz. 10 saniye Bacak ve ayaklarınızı hafif hafif oynatarak kaslarınızı daha çok rahatlatabilirsiniz. Tekrar ayak parmaklarınızı içeriye doğru bükünüz. Bacak ve ayak kaslarınızı geriniz. 10 saniye sıkıntıyı yaşayınız. Bacak kaslarınızı gevşetiniz ve 10 saniye rahatlığı yaşayınız.

Şimdi sizi sakinleştiren hoş bir durumu hayal edin. Bir deniz kıyısı, bir papatya ve ya buğday tarlası sakinleştirici hoş bir ortam olabilir. Hayaliniz o kadar canlı olsun ki içinde sesler, kokular, renkler ve duygular yer alsın. Şimdi bu sakinleştirici hayalimizin yanı sıra yüz, boyun, omuz, kol, sırt, bel, göğüs, karın ve bacak kaslarınızın gevşemiş, dinlenmiş olup-olmadığını kontrol ediniz. 10 saniye hayalinizi devam ettiriyor ve kaslarınızı dinlendiriyorsunuz. 5 saniye dinlenmiş ve sakinsiniz. Şimdi üçten bire doğru sayınız ve doğrulup gözlerinizi açınız.


ZAMANIN DEĞERİ

Bir yılın değerini;
tek dersten kalan öğrenci bilir.

Bir ayın değerini;
prematüre bir çocuk doğuran anne bilir.

Bir haftanın değerini;
haftalık derginin editörü bilir.

Bir saatin değerini;
eve dönmek zorunda olan aşıklar bilir.

Bir dakikanın değerini;
uçağı kaçıran yolcu bilir.

Bir saniyenin değerini;
kaza atlatan kişi bilir.

Bir milisaniyenin değerini;
100 metrede gümüş madalya alan atlet bilir.


gece buluşması
--------------------------------------------------------------------------------
sen istinyede bekle ben burdayım
içimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
çünkü ben buradayım karanlıktayım
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

çünkü elimi kestim beni kan tutuyor
şarabın bütün ekşi suyum soğuk
yanımda olmadın mı seni daha bir seviyorum
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

yüzünü ıslatmadan ağlayabilirmisin
yarı geceden sonra telefon ettin mi hiç
karanlık adamlar hüvviyetini sordu mu
ben senin olmadığını arıyorum
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git

bana ait ne varsa seni korkutuyor
sana ait ne varsa hiçbiri benim değil
belki ölmek hakkımı kullanıyorum
belki gelmem gelemem beş dakika bekle git.

1960

GİTMEK

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...

Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle ''yanına almak istediği üç şey'' falan yok.

Bir kendisi.

Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.

Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.

Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.

Böyle gidiyor işte.
Bir yanımız ''kalk gidelim'',
öbür yanımız "otur'' diyor.

''Otur'' diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
güvende olma duygusu...

En kötüsü alışkanlık.

Alışkanlığın verdiği rahatlık,
monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.

Kalıyoruz.

Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...

Bir çocuk daha doğurmalar...

Borçlara girmeler...

İşi büyütmeler...

Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal, ben...

Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
iki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki.. .

Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.

Hangi birimizle gitsin?

''Sırtında yumurta küfesi olmak'' diye bir deyim vardır ;
evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım.
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.

Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.

Sabah 09.00, akşam 18.00.

Sonra başka mecburiyetler.

Sıkışıp kaldık.

Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.

Bir ömür karşılığı bir ömür yani.

Ne saçma.

Bahar mıdır bizi bu hale getiren?

Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
her bahar gitmek isterim.

Gittiğim olmadı hiç.

Ama olsun... İstemek de güzel.
Can Yücel

RÜZGAR ESTİĞİNDE
UYUYABİLİR MİSİN?

Çok yakışıklı genç bir adam Amerikanın batısındaki bir çiftliğe iş başvurusunda bulunmuştu.

Çiftliğin sahibi ona özelliklerini sorduğunda genç adam kendine güvenen bir edayla şöyle cevap vermişti:

"Rüzgar estiğinde dahi uyuyabilirim"

Bu söz yaşlı çiftlik sahibinin kafasını çok karıştırmıştı, fakat bu zeki genç adamdan da çok hoşlanmıştı, bu yüzden onu işe aldı. Birkaç gün sonra yaşlı çiftlik sahibi ile karısı geceyarısı çok sert ve şiddetli bir rüzgarla uykularından fırladılar. Bir sorun çıkma ihtimaline karşı heryeri kontrol etmeye başladılar. Pencere ve kapıdaki kepenklerin sıkıca kapatılıp kancalarının yerlerine takıldığını gördüler. Kalın ağaç kütükleri ise sıra sıra şöminenin yanına dizilmişti. Tarım araçları güvenli bir şekilde hangara yerleştirilmişti. Traktör garajdaydı.Ahırın kapısı düzgün bir şekilde kapatılmış ve kilitlenmişti. Hatta içerideki tüm hayvanlar oldukça sakindiler. Genç adam hemen ilerdeki kulübesinde huzurlu bir şekilde uyuyordu.

İşte o anda, yaşlı çiftlik sahibi, genç adamın o gün ona ne demek istediğini anladı.

"Rüzgar eserken dahi uyuyabilirim"

Çünkü genç adam, fırtınasız güzel günlerde bir gün şiddetli bir fırtına ile çiftlikteki herşeylerini kaybedebileceklerini düşünerek, işlerini o kadar bağlılıkla ve düzgün bir şekilde yapmıştı ki, en sert, en şiddetli fırtına dahi esse, yatağında huzurla uyuyabilirdi.

Acaba bunu hangimiz gerçekten yaşamımızda uygulabiliyoruz?

Yapabildikleriniz değil, bir gün gerçekten yapamadığınız şeyler güneş battığında size baş ağrısı verir.

01-08-2008 02:14 AM
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim | tryorum, | En Üste Dön | Konulara Dön | Arşiv | RSS