"Ben kahramanlarımı genellikle kentlerin dışına, açık alanlara götürürüm. Hikaye genellikle kentte kurulur, çelişki ve çatışmalar kentte tırmandırılır. Sonra, kahramanlarımı sistemin denetiminin çok keskin olduğu kentlerden, metropollerden uzaklaştırırım. Gittikleri yerlerde, bireyin giderek topluma esir olmasına neden olan baskı araçlarının hiç biri yoktur. Nefes alabilir, sakin düşünebilirler. Hani kulakları patlatacak, sersem edecek bir gürültünün içinden sessiz-sakin bir yere çıkarsınız ya, işte öyle bir şey. Kahramanlarımı bu nedenle açık alanlara götürürüm. Orda hayatlarının muhasebesini yapma, kendileriyle yüzleşebilme şansı veririm onlara.
Kahramanlarımın içinden çıkamadıkları bir sorunları varsa, onları kapalı mekâna alırım. Eğer sorunlarına çözüm üretecek durumda değillerse, pencerelere demir parmaklıklar ya da panjur koyarım. Direnmeyeni, hayalleri, ütopyaları olmayanları, hayatla didişmeye mecali kalmamış olanları pencere önüne oturtur, yüzlerini kapalı mekana döndürtürüm. Dışarıya baktırmam, hareket ettirmem, onları kendi sığlıkları içinde boğulmaya terk ederim. Mekanın bu anlayışla düzenlenmesi, mizansenin bu şekilde planlanması iki kişi arasındaki farkların, sorunun hangisinden kaynaklandığının, aralarındaki mesafenin kapanıp kapanmayacağının ip uçlarını verir. "
"Türk sineması bugün teknik ve estetik sorunlarını çözmüştür. Bugün bir çok yönetmenimiz kendi dilini ve estetiğini yaratmıştır. Ama senaryo konusunda aynı şeyi söylememiz imkansız.Bunun için çok sayıda senaryo ve diyalog yazarlığı kursları düzenlenmeli." (Kaynak Popüler Sinema Dergisi, Aralık 2002)